İslâm Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, İslâm âleminin çok ciddi tehdit altında olduğunu ifade etmiş.

Tehdit altında olmadığı gün olmadı ki. Ebu cehille başlayan bu tehdit, Ebu cehilin oğlunun Müslüman olması, Ebu cehilin cehennemi boylamasıyla sonuçlanmıştı.

Firavunun tehdidi altındaki İslâm, Hz. Musa ile Hz. Harun un başarısıyla sonuçlanmıştı.

Firavun, çocuğu doğan ailelerin mutluluğunu, çocuklarını alıp öldürerek sona erdiriyordu, o öldüremediği çocuklardan Hz. Musa nın eliyle sonu geldi.

Amerika, Iraklıların düğün evindeki mutluluğundan rahatsız olup eli kınalı gelini, damat ve tüm ailesiyle beraber öldürünce aslında kendi ölümünün fermanını imzalamış oldu.

Kral, demirciyi çağırtıp "Yarına kadar bin tane çivi yapmazsan şafakta asılacaksın" demiş. Bir günde bin çivinin yapılamayacağını bilen demirci hiçbir endişe duymadan çivi yapmaya başlamış. Yakınları ağlayıp sızlarken o çalışmaktan ağlamaya zaman bulamazmış. Kaygısızlığını hatırlatanlara da "Sabahın sahibi var" dermiş.

Şafak yaklaşırken saraydan bir adam koşarak gelir. Yakınları ağlamayı hızlandırır. Saraydan gelen adam "Ne kadar yaptınsa hemen ver. Kral öldü tabutuna çakacağız" der.

Doğum kontrolü haplarıyla Müslüman nüfusun önünü alamayınca şimdi kitle imha silahlarıyla katliam yaparak Müslümanlığın önünü almaya çalışıyor.

Bunda başarılı olacağını zannediyorsa aldanıyor.

Firavun bu yolu denedi. İsrail oğullarının erkek evladını öldürürken Hz. Musa yı bağrında besliyordu. Başarılı olamadı.(Bak: Bakara. 49)

Sarışın, mavi gözlü dört Amerikalı dan biri bayan üsteğmen, biri bayan öğretmen, ikisi üniversite öğrencisi, bir tane de Kızılderili Apachi olmak üzere beş Amerikalı ayrı ayrı zamanlarda  benim önümde Kelime-i şehadet getirerek Müslüman olmuşlardır.

Hatta bayan üsteğmen "Amerika halkı İslâm hakkında olumlu hiçbir bilgiye sahip değil. Eğer bu din, Amerika halkına doğru şekilde tanıtılırsa toplu halde İslâm a girişler olur" demişti.

"Hocam bu ortamda bu kadar iyimser olma, bak herkes İslâm ı kötü tanıtmada yarış ediyorlar" denebilir. "Reklâmın kötüsü olmaz" derler ya işte öyle bir olay var.

Bayan üsteğmen Körfez harbi için Suudi Arabistan ın Zahran kentine gelinceye kadar İslâm hakkında hiçbir bilgisinin olmadığını ve orada bilgi sahibi olduğunu söylemişti.

Biz gönlümüzün sesini dinleyelim.

Dünyanın neresinde bir çocuk dünyaya gelse kendi çocuğumuz olmuş gibi sevinelim. "Müslüman nüfusu bir daha arttı" diyelim.

Sevgili Peygamberimizin Yemen de Müslüman olan Üveys el Karani nin kokusunu aldığı gibi (Ahmed, Müsned 2/541) İngiltere de Amerika da veya Tanzanya da Müslüman olanın kokusunu gözetleyelim.

Köpeğin; leş kokusunu takip ettiği gibi petrol, dolar, kan, barut, gözyaşı, alın teri, çığlık peşinde koşan gavurlar gibi olmayalım.

Düğün merasimlerinde "Bu gül gibi eşlerden Müslüman takviyesi gelecek" diye sevinelim ve o çocuklara güvenli bir İslâmi eğitim ortamı hazırlayalım.

Eli silahlı, cüzdanı dolarlı imansızları gördüğümüzde dikenler arasındaki gülün gelişini hayal edelim. Azer lerden İbrahim leri bekleyelim.

Ve sevgili peygamberimizin duasını okuyalım. "Allahım, kavmime hidayet ver, onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar".