Kibir ve enaniyet kokan mekanlarımızdan çıkıp, Hz Fatıma
nın takva ve muhabbetle bütünleşmiş o tevazu evine geçiyoruz Bu evde
gördüklerimiz ve hissettiklerimiz bizleri, günübirlikte eğlencelerden, alış
veriş bağımlılığından, zaman ve ömür israfından uzaklaştırıp birkaç dakika da
olsa kendimize dönmemizi sağlıyor.
Yoksul ama huzur ve sükunetin hâkim olduğu bir evdeyiz. Yani
Fatıma nın evi Başımızı hangi yana çevirsek İslam ın kokusunu soluyor, tevazu,
takva, kanaatkârlık ve muhabbetle geçen yıllardan derin izler buluyoruz. Lüks
eşyalardan, lüks harcamalardan, lüks odalardan müteşekkil ev değil burası.
Aksine yoksulluğun göbeğinde insanlığın, erdem ve faziletlerin yeşertildiği bir
ev... Hepimiz huzur istiyoruz ama ne yazık ki hiç birimiz huzura giden o yola
revan olamıyoruz.
Ev ailenin hayat hikayesi gibidir. Hangi tarafa baksanız
yaşanmış hatıraların izlerini görürsünüz. Fatıma nın evinde de İslam ın ruhunu
bütün benliğimizle hissediyor, yoksul ve mahzun hayatlarımızı yeniden gözden
geçiriyoruz. Hz Fatıma nın evi , her şeyin en iyisini isterim, lüks eşyalar,
konforlu bir ev olmadan evlenemem diyen genç kızlarımıza huzurun gerçek
kaynağını da gösteriyor.
Evde Fatıma nın çeyizinde getirdiği şu eşyaların dışında hiç
bir şey yok: Bir seccade, üç minder, bir yastık, el değirmeni, su tulumu, su
testisi, elek, yere serilecek sofra bir battaniye ve sedir... Bu ev bizlere,
günümüz insanının arayıp ta bulamadığı huzurun yüreklerde yeşerip hayat
bulduğunu ve yatırımlarımızın büyük bir kısmını bu alana kanalize etmemiz
gerektiğini gösteriyor. Fatıma nın evinden dönerken bunları düşünüyor ve
içimize bir ayna tutup kendimizi görmeye çalıyoruz. Ne yazık ki o günlerden bu
güne çok şeyler kaybettiğimizi anlıyor ve taleplerimizin, beklentilerimizin ve
hayallerimizin başkalaştığını görüyoruz. İçimize tuttuğumuz ayna ile hayatımızı
yeniden sorguluyor ve söylediklerimizle inandıklarımız arasındaki çelişkiyi
yakalıyoruz. Fatıma nın evinden çıkarken derin düşüncelere dalıyoruz
Bilindiği üzere çöl hayatı meşakkatli bir hayattır. Hz
Fatıma, burada bir yandan yoklukla ve zorluklarla sınanmakta diğer yandan
biricik babası Allahı ın Resülünün yanında yer almakta ve onu teskin
etmektedir. Çöl onun şefkatine, babası ile ilgili yaşadığı dramlarına,
yoksulluğuna sabrına tanıklık etmektedir. Baba ile kız yaşamın en zor
günlerinde birbirlerine destek vermekte ve bu zorlukların üstesinden
gelmektedirler.
Hazreti Peygamber, Fatıma odaya girdiğinde ayağa kalkar ve
kendi oturduğu yeri ona ikram ederdi. O da babasının eline öper ve yerini
gösterirdi. Efendimiz seferlerden geldiğinde mescide uğrar iki rekat namaz
kılar ve evine gitmeden önce Fatıma ya uğrardı. Fatıma onun biricik kızı Hasan
ve Hüseyinin annesiydi.