İstanbul’un ilk kadısı/ilk belediye başkanı Hızır Bey’in “el-Kasîdetü’n-nûniyye” adlı 105 beyitten oluşan mensur eserinin önemli başlıklarından bahsetmiştik. Rahmetli Ali Nar Hoca tarafından hazırlanan “Akâid Risâleleri” adlı eserin içinde müstakil bir risâle olarak “Kâside-i Nûniye” (Manzûm Akâid) adıyla Arapçadan tercüme edilip neşredilen, bizim de hocamızın vefatından sonra neşrettiğimiz bu kıymetli eser, İslâm/Ehl-i Sünnet akidesini özetlemektedir. Bu müfid risalenin önemli yerlerinden aktarmaya devam ediyoruz:

-(Son Nebi’nin) dini, geçen bütün dinleri neshetmiştir. Bu nesh ise, hâşâ Allah’ın (gelecekteki beşer ihtiyacını) bilememesinden dolayı olduğu düşünülemez. Aksine onu iyi bildiğindendir.

-İmran oğlu Musa, şeriatının bir kısmının neshedileceğini kendisi haber verdiği halde (Yahudiler) sırf Resûlullah’a hasetlerinden ötürü bu rivayeti katlettiler.

-Nebilerin; küfür, yalan, açık fısk işlemesinin caiz olmadığı bundan beri oldukları hususunda ulema ittifak etmiştir.

-Bu mübarek zevat (peygamberler), peygamberlik öncesi bilerek büyük günah işlememiş; kişiyi alçaltıcı küçük günahlara bile yaklaşmamışlardır. Ancak böyle zillet ifade etmeyen bazı kusurlara düşmeleri beşeriyet gereği olarak mümkündür ki buna da zelle denir.

-Onlar hakkında; günah işledikleri biçimindeki rivayetler ise peygamberlik öncesi zelleler veya peygamberlik döneminde (beşeriyet icabı) yanılgılar olarak anlaşılmalıdır. (Zaten katl vs. gibi şeyler nakil olursa, bunlar batıl ve uydurmadır.)

-Enbiya, melâikeden üstündür. Bu ise, Allah’ın Hz. Adem’e eşyanın isimlerini öğretip meleklere öğrettirmesi ve insanın mükerrem kıldığını (meleklere, ona saygı secdesi etmelerini emretmekle) bildirmesi ile anlaşılır!

-Velilerin birçok kerameti vardır. Mesela (Hz. Süleyman’ın veziri) Asaf’ın (Belkıs’ın tahtını anında getirmesi) ile Ebu Derda ve Selman’ın yemek kabının tespihinin duyulması.

-Yine Hz. Ömer’in, Medine’de hutbe okurken (iki aylık mesafede savaşmakta olan komutan Sâriye b. Züneym’e) dağ çekil çağrısı da buna örnektir.

-Nübüvvet, kesinlikle velilikten üstündür. Hatta Nebinin, ayrıca sahip olduğu velâyetinden bile üstündür. (Aslında veli, bağlısı olduğu Nebinin nübüvvetini yansıtan ayna gibi düşünülmelidir.)

-İnsanların, nebilerden sonra en üstününün Hz. Ebûbekir olduğu bilinmelidir. Çünkü akranı içinde ilk tasdik eden odur.

-Resûlullah’ın, şeriatını açıklamakta en çok rolü olan Hz. Ömer ise ondan sonra ve ikinci sırayı alır.

-Üçüncü derecede ise Hz. Osman’ın olduğunda ehli ilim tereddüt göstermemiştir.

-Hz. Ali ise, Resulün en yakını ve damatların en seçkini olarak onları müteakip bir yüceliktedir.

-Haşir ile ibtida yaratış; gerek zamanı, gerek imkânı ve temyiz bakımından denktir.

-Hatta, insanı ve ötekileri, başlangıçta örneksiz icad ve halk etmek, sonradan aslına döndürüp haşr ve cem etmekten daha zordur!

-İnsan ölünce (vücudunun) parçaları çürür. Fakat bu parçaların başka bir canlıyı oluşturması düşünülemez (ancak asıl ceset için birleşebilir).

-Muhbiri sadık olan Resulü Ekrem’in verdiği her haber doğrudur ve olacaktır. Mümkinattan olan mizan ve sırat da böyledir.

-Yine hesap, kıyamet sıkıntıları ve Resûlullah’ın herkes için bardaklar dolusu içilecek Havz-ı Kevser’i de böyledir...

(Devam edecek.)