Hicret İslami kavramdır. Kur’an’ın Müslümanlar tarafından gerçekleştirdiği eyleme verdiği bir ad ve tanımlamadır. Bu açıdan kutsaldır. İslam medeniyeti dışında hiçbir medeniyette bireysel ya da toplu mekân değiştirmeler hicret adıyla anılmamıştır. Hâlbuki tarihte yer aldığı gibi dünya kavimler göçüne hep şahitlik etmiştir. Her göç hicret değildir. Hicret Kur’an ve sünnetin çerçevesini çizdiği İslami ilkeleri yaşama ve yaşatma uğruna yaşanmaz hale gelen yerlerden, İslam’ı yaşayacak yer bulmak ve alanlar açmaktır. Başka bir ifadeyle Hicret, Allah’ın razı olmadığı bir ortamı veya bir beldeyi terk etmektir.

Son nebinin (sav) beyanı ile 124 bin peygamber gönderilmiştir. Kur’an’da ismi geçen peygamber sayısı ise çok azdır. Hicret eylemini gerçekleştirmeyen peygamber ise bir elin parmakları kadardır. Özellikle ilahi kanunların egemen olmadığı beldelerde risalet göreviyle gönderilen peygamberler mücadeleleri sonucunda hep hicret olayı ile karşı karşıya kalmışlardır.

Hicreti yalnızca peygamberler yapmamıştır. Hz. Peygamber (sav) örneğinde olduğu gibi onlara inanan sahabeleri de “Allahın rütbe olarak” değerlendirdiği hicreti yaşamışlardır. Bu anlamda hicret tarihle, zaman ve mekânla sınırlı değil; küresel ve çağlar üstü bir harekettir. Şartlara bağlı olarak kıyamete kadar var olabilecek kutsal ve tüm müminleri kuşatıcı bir eylemdir.  Peygamberimiz dışındaki diğer peygamberler ve inananları Hz. Nuh, Lut, Şuayb vb. örneklerinde olduğu gibi Mekke’ye hicret etmişlerdir. Ancak Hz. Peygamber ve arkadaşları Mekke’den hicret etmişlerdir.

O halde Hz. Peygamberin şehirlerin anası olan Mekke ve Allah’ın evi olan “Beytullah” tan hicret etmesinin sebepleri olmalıdır. Müminlerin değil sağlıklarında Mekke’de kalmak isteği, öldüklerinde kabirlerinin orada olmasını istedikleri “emin beldeden” son nebinin ayrılması sıradan bir göç olmasa gerek.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (sav); günahlara karşı yürüttüğü mücadelede yeteri kadar destek bulamaması ve tevhidi hareketin önünün kesilmesi, davet ve tebliğ alanın daralması sonucu hicret seçeneğini gündemine almıştır.

Hicret: Şirk, adaletsizlik, beyaz kadın ticareti yani fuhşun ve müstehcenliğin her türlüsü, kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi. İçki ve alkollü içecekler. Kumar ve fal okları, faiz, domuz ve leş yemeleri, tesettürsüz bir hayat, hırsızlık, kölelik (yoksulluk), adam öldürme, anlamsız savaşlar, ırkçılık gibi bireysel ve toplumsal suç/günahların olmadığı bir dünyayı inşa etmek için var olmuştur. 

Bu anlamda hicret bir sorumluluktur Müslümanlar için. Var olma nedenleri “yeryüzünden fitne kalkıp din Allahın oluncaya kadar” mücahede ve mücadele olan müminlerin gündeminde hicret; 1435 yıl sonra nasıl yer almaktadır.

Fitnenin kıtaları aştığı bir zaman diliminde önce Müslümanlar sonra tüm insanlık yeniden Hicret olgusunu gündemlerine almak zorundadırlar.

Mücahade, mücadele; Hicret