Kokuların güzelliği, iyiliği, güzel etkisi anlatılacağında “mis gibi” denir. Bizim neslin bir milyonda biri bile “misk”i hiç görmedik.

Belki bazı ilgilileri getirtebiliyorlardır ama bu güne kadar hakikisini göreni görmedim.

Hacca gittiğimde kokucular çarşısında bulamadım. Sentetik olanını gösterdiler ve “Filan otelin altındaki pahalı parfümler satan filan dükkânda var” dediler.

Gittim, pahalı olduğunu duyduğumdan alamayacağımı ama görmek ve koklamak istediğimi bildirdim.

Bir şişe çıkardılar ve “Aslında katı olur, o bizde yok. Bu işlem görmüş hali ama sentetik hiçbir şey yok. Sıvılaştırma da tabii yollardan yapılmış” dediler, kokladım, teşekkür ettim ayrıldım.

Ah, vah, keşke demeye gerek yok.

Biz, bir haftadır kokusu çıkmayan bir koku bulduk.

Bu günler, sümbül günleri. Yerine göre 5 lira ile 10 lira arası fiyatla satılıyor.

Evin bütün odalarını dolduruyor. Burnunuz alıştığından balığın denizde suyu görmediği gibi sizde ilk koklamadan sonra fark etmezsiniz ama dışardan eve girerken sizi ilk karşılayan ve burnunuzdan ciğerlere, gönül genzinden canınıza giren ve sizin stresinizi, baş ağrınızı alıveren, asık suratınızı gülücükler dağıtan yüze dönüştürür.

Kokular vardır, bir saat içinde kaybolurlar. Mesela kokular içinde ne çok sevdiğim gülyağı kokusu bir saate varmadan kayboluyor.

Öd ağacı, Ud’u Hindi gibi güzel kokuların bir hafta sürmesi mümkindir.

Bu bahsettiklerim sentetik olanları değil. Tabii olanlarından bahsediyorum.

Balı yer, gülü koklarız da bu tad ve kokunun hangi kimyahanede, kim tarafından yapıldığını fazla düşünmeyiz gibi gelir bana.

Ama Rabbimiz, aynı toprakta biten aynı su ile sulanan bitki ve meyvelerin tadlarının ayrı ayrı olduğunu ve bütün bunların Allah’ın varlığına ve birliğine şahit olduklarını haber verir:

“Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekin tar¬laları, ça¬tallı çatal¬sız hurmalıklar vardır. (Hepsi) bir (aynı) sudan sulanırlar (ama) yenmelerinde (tatlarını) birbirinden üstün kılarız. İşte bunlarda aklı başında toplumlar için ayetler vardır.” (Ra’d süresi ayet 13/4).

Yine bir ayetinde Rabbimiz, ot yiyen sağmal hayvanların ottan, kan, süt, gübre ürettiğine, gübre ile kan arasından gelen sütün rengi, kokusu ve tadının bozulmadığına dikkatimizi çeker:

“66-Davarlarda (Deve, sığır, koyun, keçide) sizin için ibret var¬dır. Onla¬rın ka-rınlarından, fışkı ile kan arasından içenler için, içimi gayet kolay süt içiriyo¬ruz.” (Nahl süresi ayet 16/66).

1932’de Mısır’ın İskenderiye’sinde Hıristiyan bir aileden dünyaya gelen ve Michael Demitri Shalhoub adını alan, 1955 yılında evlendiği Fatin Hamame isimli hanımla evlenirken Müslüman olup Ömer Şerif adını alan, sonra yirmi yıl sonra boşandığında eşine dünyada rastlanmayacak, “Eşimden ayrıldım ama İslam dininden ayrılmadım” diyen Ömer Şerif  “Kur’an Çiçekleri” filminde Paris’te bir Türk bakkal rolünde iken Yahudi çocuğunu derinden etkiler ve İstanbul’a gelirler.

Camiye girdiklerinde Ömer Şerif, “Dünyanın en güzel kokusu insan kokusudur” der. Gerçekten en güzel ve en kalıcı kokudur.

Doğumundan ölümüne kadar güzel kokar insan.

Yeni doğan bir çocuğu kucağına alan herkesin ilk yaptığı şey bağrına bastıktan sonra kendi kaburgalarını genişletecek şekilde koklamasıdır.

Hatta bazıları, “Cennet kokuyor” der.

O çocuk kokusu ileride anne kokusu, baba kokusu, eş kokusu, kardeş kokusu, arkadaş kokusu olarak devam eder.

Baba ve annesiyle on yıl, otuz yıl, kırk yıl, elli yıl ve daha fazla yıl yaşayanlar, eşiyle yetmiş yıl yaşayanlar o kokuya doymadan gidiyorlar bu dünyadan.

“Eee biz o kokuyu almıyoruz ki” demeniz kokunun içinde olduğunuzun ifadesidir.

Deniz içinde denizi tanımadan ölen balığa sormuşlar, “Suyun içinde nefes almadan nasıl yaşarsın?” demişler, o da etrafına bakınmış ve “Su nerede?” demiş.

Biz, balık değiliz. Alık da olmayalım, varlığın ve var edenin farkına varalım. Hayatın tadını alalım.