Beyaz bir kâğıda her şey yazılabilir, diyor şair. Beyaz
bir kâğıda Şubatı n ayazına hasretten gayrı bir şey yazılmıyor. Ki yanan bir
yüreği ne söndürebilir Hangi ayaz, hangi soğuk bu yüreği soğutabilir ki Hangi
gözyaşı sokakta yalın ayak ekmek arabasının ardından koşan çocukların açlığını,
yoksulluğunu giderebilir ki Hangi istatistiki veriler en basit ilacı
bulamadığı için taze gonca iken açamadan solan Afrikalı çocukları geri
getirebilir ki Hangi fotoğraf bir arabanın etrafında bir lahza görebilmek için
koşmanın benzersiz tadını verebilir ki Şubat ayları artık çok soğuk. Hiçbir
veda bu kadar üzmemiştir hiçbir aşığı
Başparmakları havada asılı duran onca yiğit,
başparmağından asılı Seni çok seven, senin sözlerinden örülü bir dünya düşünüp
ama seni sadece kapı açan bir anahtar olarak gören kalabalıklar var.
Faziletlerini anlatıp hakkını teslim ediyorlar, şimdi haklarını yemeyelim. O
kadar çok Milli Görüşçü var ki! Saadet ten nasipsiz. O kadar çok eski var ki
ayağında hikâyelerden prangalarla yürüyen, seni çok seviyorlar ama cefaya talip
olmuyorlar. Yük altında terlemeye değil; yükü sırtlananlara yorum yapıp, fal
açan sevdalıların var. Yokuş yollarda nefessiz kalan müteahhitler var, helvaya
teşne. Bir de timsahtan gözyaşı devşirenler var. Yeni Bir Dünya hayalinin
yakmadığı çıralar var. Sahte ile hakikinin mücadelesinde sahteye sevdalı,
celladına âşık pervaneler var.
Şimdi daha çok anlıyoruz. Anlamaya çalışıyoruz. Yahu bir
kez de şu Siyonistlerden önce beni anlayın, serzenişini. Anladıkça hüzün biraz
daha katmerleşiyor ama yürünecek yollar var. Sorumluluklarımız var. Gitmemiz
gereken yollar, ulaşmamız gereken insanlar var. Büyüleri bozacak, dilimizdeki
kekemeliği kaldıracak bir Musa yürüyüşüne ihtiyacımız var. Ve aşk kâğıda
yazılmıyor, aşk dağlara taşlara yazılmıyor ancak kâğıtlar derdimizi anlatmaya
aracı olabiliyor. Makam-mülk sevdalılarına inat, önce ahlak ve maneviyat diyen
yetiştirdiğin gözleri ve gönülleri açık Saadet erleri var. Ve onlar bu dünyanın
bir de ahireti olduğunu her işe başladıklarında unutmadan hareket ediyorlar.
Yine toplum mühendisleri, anketler, ekran fareleri zihinleri iğdiş
etmeyedursun. Biz karada gemiler yapmaya
devam edeceğiz, ısrarla. Ve bilinsin ki halen beş yıldızlı hilalin gölgesinde
başparmaklar havada yeni bir dünya için, adil bir düzen için, gerçek manada
özgürlükler için saadeti herkesin hakkı bilen ve bu uğurda deliler gibi çalışan
gençlerin var. Kuklaları değil
kuklacıların oyunlarını bozacak yiğitlerin var. Baharları başlatan çiçeklerin
var. Kuşun canlısını isteyen aziz evlatların, Milli Görüşlü, Saadetli, AGD li
evlatların var. Sözünü hayat bilen sadıkların var. Şükürler olsun gemileri
karadan yürütüp, fetihler yapacak inanmış tertemiz yürekleri var. Canla başla
çalışacağına söz veren ve sözünde duran gül yüzlülerin var. Cihat şuurunu
kuşandırdığın ümmetin kabul edilmiş duaları var. Şahitlerin var ve Şubat;
şahitliğimizin tescilidir. Rahmetle ve dualarla yâd ediyor, yürümeye devam
ediyoruz.
Taş Gemi
Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi
giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli,
hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi. Sebahattin Ali
DAĞARCIK
Meslek Hayatı/3
Para terörizmi yürüten dünya bankacıları, krallardan ve
mareşallerden daha güçlüdür. Roma daki papadan bile daha güçlü. Onlar ellerini
asla kirletmezler. Kimseyi öldürmezler; yalnızca gösteriye alkış tutmakla
yetinirler.
Onların görevlisi olan uluslararası teknokratlar,
ülkelerimizi yönetmektedir: Ne başkandırlar ne de bakan, seçilmiş değildirler,
gene de maaş katsayılarını, kamu harcamalarını, yatırımlarla satışları,
fiyatlarla vergileri, faiz ve destekleme oranlarını belirlerler.( )
Onlar hapishane ve işkence odaları ile toplama kampları
ve ölüm merkezleri ile ilgilenmezler, oysa bu yerler onların eylemlerinin
kaçınılmaz sonuçlarıyla doludur.
Teknokratlar sorumsuzluğun ayrıcalığına sığınırlar. Biz
tarafsızız. derler.
(Eduardo Galeano/ Kucaklaşmanın Kitabı, Can Yay.)