Türkiyemizde yaşayan herkesin evinde, işyerinde, hatta bizzat herkesin kendi bedeninde Japon yapımı bir âlet-edevat vardır.
Japonların otomobilleri, ağır vasıtaları, televizyonları, radyoları, telefonları, her çeşit saatleri, oyuncakları, mutfak âletleri, enteresan ilgi çekici icatları... vardır. Bunlardan çoğunu hepimiz kullanıyoruz. Dünyanın her tarafı Japonların pazarıdır. Her tezgahta, her vitrinde, her fuarda ve hatta her bir bakkalda Japon malı birkaç malzeme bulmak mümkündür.
Niye bu konuyu ele aldım
Arzedeyim:
Varlıklarını koruma mücadelesi veren her toplumun iki ana problemi vardır.
Birincisi: Varlıklarını korumak,
İkincisi: Kimliklerini korumak.
Bunun için en net örnek Japonlardır.
Japonya nın Batı dünyasına ve "medeniyet"ine açılması bundan bir buçuk asır önce başlamıştır. Onlar kendilerine ait olan kimliklerini, kültürlerini, kişiliklerini, geleneklerini, zihniyetlerini, kısacası kendilerine ait olanları muhafaza ederek; Batı nın ilmini, fennini, tekniğini aldılar, kısa zamanda güçlendiler. Bu sayede geçtiğimiz asrın başında (20 nci yüzyılın başında) Rusya ile yaptıkları savaşta onları yendiler.
Asrımızda Japonya üniversite bakımından bir dünya devidir. Onların 2.500 üniversitesi Japonların dünyanın önünde koşturan elemanlarını yetiştirmektedir.
Japonların günde ondört milyon itrajlı gazeteleri vardır. Nobel Ödülü kazanmış âlimleri vardır. İlimde, fende, edebiyatta, sanatta, felsefede harikalar meydana getiriyorlar. Hem de zelzelelerle, tayfunlarla sık aralıklarla harap olan bir mekanda bu başarılara imzalarını atıyorlar.
Japonya da:
Kimono giymek yasak değildir,
Çok sade evlerde otururlar,
Yer sofralarında yemeklerini yerler,
Geceleri yere yatak sererek uyurlar,
Avrupai elbise giyseler bile onların ruhları Japondur.
Şimdi tam burada gözlerimizi kendimize çevirelim.
Türkiye yi yönetenler Japonlardan çok önce Batı ile temasa geçtiler,
Buna rağmen kalkınamadık, ilerleyemedik.
Aksine bugünkü batağa düştük.
Bütün Türklük âleminde şimdiye kadar Nobel Ödülü kazanan bir tek âlim, edip, sanatkâr çıkmamıştır.
Birkaç tane dünya güzellik kraliçesi çıkarmışız (!) birbuçuk asırdır bir ilim, edip, aksiyon adamı çıkaramamışız.
Konunun başında mevcudiyeti hissettirmenin (kabullendirmenin) varlığı ve kimliği korumakla mümkün olduğuna dikkat çekmiştim. Türkiye de Müslümanlar çoğunluktadır. Fiziken yok edilmeleri mümkün değildir. Ancak kimliklerini yok etmek suretiyle yola getirilmeleri muhtemeldir. Millî menfaatlere aykırı olarak yapılan (maruz kaldığımız) zulümlerin maksadı budur.
Şu anda Müslümanları ve Türkiye yi bugünkü bataklıktan kurtarabilecek beyinler ezilmeye çalışılmaktadır. Küfür kurmayları Türkiye yi parçalanmış halde bulundurmak için kompleksli, parya ve paraya din gibi tapan, nefs-i emmâresini put edinmiş olan bir takım bayağı meşreplileri manipüle etmişlerdir.
Türk halkı bütün bunları aşabildiği gün Japonya nın da önünde yerini alacaktır.