Merhamet ruhun
panzehiridir.
(Eric Hoffer)
Hızla akıp gidiyor zaman. Sanki elektronik ürünler
satılan büyük bir alışveriş merkezinin içindeyiz. Aynı anda açık kalmış
yüzlerce ekrandan milyonlarca insan aynı anda konuşuyor. Konuşulan hiçbir şeyi
seçemiyoruz. Aynı anda konuşup ve aynı anda susan milyonlarca insan Ne yüzleri
net ne de sözleri. Bir an içine girdiğimiz bu seçim sürecinde kendimizi sanki
böyle bir karenin içinde buluyoruz. Duyduğumuz uğultudan öteye gitmiyor.
Birbirini anlamaya çalışan insanlardan ziyade birbirlerini boğan örseleyen bir
sürece tanıklık ediyoruz. Adeta ıssız bir dağ başında araçtaki radyo çekmeyince
duyulan cızırtı gibi duyduklarımız. Sonra dönüp birbirimize diyoruz ki: "Bunca
boş konuşan insanın arasında dilsiz olmak engel değil, olsa olsa
lütuftur."
Ve ardından bilgeler hemen yakalıyor bizi ve kulağımıza
küpe ettiğimiz sözlerden birini hatırlıyorum. İşte o bilgelerden biri de
Konfüçyüs. Onun ifadesi ile söylersek: "Az konuşmaktan pek az, çok
konuşmaktan sık sık pişman olunur." Bugün çok sık konuşanların
pişmanlıkları var mı, sanmıyorum. Öyle bir dert olsa günün her saati konuşma
ihtiyacı hissetmezler. Ki konuşma telaşında olanlar, dümenden ortamlar kurdurup
bu gevezelikte geri kalmamak adına bütün bentleri yıkıyor, haksız ve usulsüz
işler için zemin hazırlıyorlar. Sanki sussalar her şey yerle yeksan olacak. Ama
bulundukları hal ancak zevahiri kurtarabilir. Zamanı korkularıyla
öldürebileceklerini düşünüyor olmalılar. Oysa saniye kolu, tüm cesaretiyle
koşmaya devam ediyor. Tarihin kollarında nice söz ve konuşma ustalarının
izlerine rastlıyoruz. Konuşanlar değil, konuşulanlara daha çok kulak veriyoruz.
Tarihin akışı içinde gördüğümüz diğer bir unsur ise fikirlerin ideoloji ve saplantıya
dönüşmesi bir bakıma geleneksel bir kural. Öyle ki bu durumlarda, hakikatin
yerini sözler alır; kuvvet ve etkinlik kazananlar böylece insanlara sahip
olduklarını düşünerek yönetmeyi kendilerine hak olarak görürler. Ve bunu
başarabildiğini düşünenler sözlerden yararlanırlar. Nihayetinde düşünceleri,
sözleri bozarak asıllarından uzaklaştırarak kitlelere bozulmuş halini hakiki
gibi sunarlar.
Bu kadar gürültülü ortamda yaşayan gariban insanoğlunun
hakikatle kurduğu saf ilişki bozulmuş ve tahrip edilmiş oluyor. Ne yazık ki bu
gürültülü ortamdan hakikatin yaralı bir şekilde çıktığını görüyoruz. Elbette
inandırıldığı sahteyi hakiki gibi görmeye alışmış insanoğluna hakikatin
ulaşması onda yer etmesi çok zor bir durum. Bu bakımdan hakikatle, Hak la arası
bir kez açılmış insan için aldatılmak kaçınılmaz bir son oluyor. Gönüle
değmeyen her ses, her söz gürültü bitip sessizlik hâkim olduğunda hayatımızda
kekremsi bir tat bırakıyor. Aldatılmış olmanın kızgınlığı tüm benliğimizi
sarsarken, aynı yöne yöneldiğimizi düşündüğümüz kimselerin sadece kendilerine
ait bir yönleri ve hayallerinin olduğunu görüyoruz. Sessizliğin şifalı
kollarında kendimizi rehabilite ederken, neyi atladığımızın farkına varıyoruz.
Dinlemenin, anlamanın anahtarı olduğunu görüyoruz. Dinlerken içimizde izler
bırakan sözlerin, bize hakikatle ilgili bir bağ oluşturduğuna şahit oluruz.
Ondan dolayı ihtiyacımız olan şey, gürültüden uzak durup ruha değen kelimelerle
muhataplığımız.
Yine yoğun konuşmalara maruz kaldığımız bir dönemin
içerisindeyiz. Bırakalım koca koca LAF gemilerini, uzağımızda yüzdürsünler.
Bize dokunan, tabiata dokunan; ruhlarımıza sevgi, kardeşlik ve şifa verici
sözlere yüreklerimizi açalım. Evlerimizden bereketi, mahallemizden huzuru
götürenlerin değil, bizi birbirimize mayalayanların hakikatli sözleri ile
demlenelim. İyileşelim, iyileştirelim. Gidecek başka bir dünya yok. İyilerle,
iyilikle bu gürültü çemberinden çıkıp kadim bir yürüyüşün en kıymetli
halkalarından biri olalım. İçimizi açalım, iç açalım.
Hoşça bakın zatınıza
Taş Gemi
Değil mi ki rüyalar gün boyu sakatlanan zihinlerimizin
koltuk değnekleri...
Yekta Kopan - Kediler Güzel Uyanır
Bize Kadar
1- Sabah erken uyan, ekmeği ve gazeteyi sen al.
2- Bir kitap bitir. Her yanını çiz, notlar al.
3- Komşulara selam ver, bir ihtiyara vakit ayır. Nasihat
al.
4- Hasta ziyaret et. Kuşlara yem ver.
5- Doğaya git, bir bitkiyi, ağacı tanı, türünü,
isimlerini öğren.
6- Seçim çalışmalarına katıl. Mola da peynir, zeytin,
ekmek ye.
7- Broşür dağıt, bayrak as, anons aracında seyahat et.
8- Bir gün sosyal medyadan uzak dur. Keps lerden (Caps)
uzak dur, doğal takıl.
9- Mesaj yazma, ara selam ver.
10- Herkese çay söyle. Özellikle Şakir e
Dağarcık
Hiç Karşılaşmadan Yaşıyoruz
Karşılaşamadığımız ama kalıplar içine yerleştirdiğimiz,
denetlediğimiz, ürktüğümüz, tiksindiğimiz insanlarla yaşadığımız cehennemin
adına dünya diyoruz.
Karşılama aynaları var mı Kendi yüzümüzü görüp, kendi
ruhumuzu karşılayabilir miyiz Yüzümüz öteki insandan, ötedeki insandan,
karşılayamadığımız, karşılaşamadığımız insandan ödünç alındığı için kendi
yüzümüzü göremeyiz. Borcumuzu karşılamalıyız. Neden karşılayamadığımızın
anlamını karşılamalıyız.
Nerede ruhumuzun pencerelerinden, kapılarından ötedeki
insana döşediğimiz yollar Orada yalnızca kendimiz mi var Ötedeki insanı,
öteki insanı yitirdik mi yoksa Ötemiz çekip gitti de bu zulüm dünyasında öte
yoksulları olarak berimizin mahzeninde inlemekte miyiz
(Ahmet İnam)