Kitle; yığın, öbek, topluluk ve iri parça, blok olarak geçiyor lügatte. Serinkanlı bir şekilde yaklaşınca Canetti gibi düşünmekten kendimi alamıyorum. Onun ifadesiyle “İnsan her zaman kendisini kitleden ve onu oluşturanlardan korumayı bilmelidir.” Bugün kitle iletişim araçları kontrol ve yönlendirme unsuru olarak siyasal iletişimcilerin, reklamcıların ve televizyoncuların en çok kullandıkları dönemi yaşıyorlar. Kullanımdaki etki bakımından en başarılı oldukları döneme şahit oluyoruz. Bugün kitle kültürü olarak verilen sığ kalıp bile kitle tarafından doldurulamıyor. Öyle ki kitle bir cep telefonu mesajı ile bir tercihe bir karara varabiliyor. Böylesi beğeni ve algı düzeyinin bu kadar düşük olduğu yerde hakikinin kendine bir yol, bir kanal bulması giderek güçleşiyor. Yüzde 50’nin zor tutulduğu bir ortamda birlik ve beraberlikten bahsedilmesi de ayrı bir ironi…
Her gün ekranlardan yandaşların ağız salyalarını evlere akıttıkları bir ortamda, aklın ve inancın hatta ferdin bir kıymeti harbiyesi yoktur. Ta ki ekranların kadrolu vaizleri her gün insanlığın aklına, onuruna daha da önemlisi Hakka ve hakikate kurşun sıkmaktadırlar. Anlıyoruz ki ‘vaaz uzadıkça, vaizin ne söylediğinden çok, vaizin kendine hayranlığı öne çıkıyor’. Kendine hayran ekran fareleri insanın özünde barındırdığı iyiyi, iyiliği iğdiş etmekle memurlar. Bu da kitleyi ne ile beslersen besle sonuçta efendilerin dümenine su taşısın, dümene takılmasın da ne olursa olsun anlayışını ortaya çıkarıyor. Doğan görünümlü şahinlerin popüler olduğu bu günlerde neyi doğru neyi yanlış olarak algılayacağız En yakınımızdaki insana hakikati gösterdiğimizde bile “ama” ile başlayan cümlelere şahit oluyorsak; merhameti, adaleti, hakikati nasıl tahkim edeceğiz
Hikmeti arayan dostlara sesleniyorum. Sahtenin bizi ele geçirmesine izin vermeden yobazlığımıza dizilen övgüleri bir kenara bırakıp aklımızla dalga geçenlere, inancımızla cevap verelim. Lafla yürütülen bu gemi artık su alıyor, bu gemi bizim ve bizim onarıcı inşa edici gayretimize her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Tarihin en önemli kırılma noktalarından birini yaşayan insanlık için, saadetten başka bir yapıcı, inşa edici anlayış yok. Üzerini örtmeye, görünmez kılmaya çalışsalar da bu böyle ve bunu açığa çıkaracak irade Milli Görüş’ü bir ön açıcı anahtar olarak görenlerin değil; hakikat erlerinin izzetli duruşu ve cehdi ile başarabilir. Enformatik cehaletin kıtalar arası yolculuğunda akıl tutulmasına karşı inancımız ve göstereceğimiz kuvvetli irade suyun asli mecrasına dönmesine vesile olacaktır. Gözlerin ile görmekte zorlanıyorsan sevgili dostum, gönlünle bakmayı dene; o vakit hakikinin o sıcak kuşatıcılığına ulaşacak, saadet dünyasına erişeceksin. Burası koşu bittikten sonra koşanların değil, her dem koşanların adresidir.
Hoşça bakın zatınıza…
“Yobaz biziz, en güzel taraflarımızla biz
Akıl devlerin değil, cücelerin silahı!
İnanç asildir
Medeniyetler inancın eseri
Akıl mühendisleri yaratır, İnanç kahramanları”
(Cemil Meriç)
Taş Gemi
Adını Sen Koy
1- Burnu iyi koku alır. Rüzgârın yönünü kestirmeye çalışır.
2- Girdiği kabın rengini, kokusunu alır.
3- Kraldan çok kralcıdır. Sayılarla arası yoktur ama hesabını iyi bilir.
4- Vefası son kullanma tarihine kadardır. Hep güçten ve güçlüden yanadır.
5- Yalaka ve siniktir.
6- Hep saftadır ama hangi safta durduğunu bilmez.
7- Her devrin adamıdır.
8- Düşünmez ama konuşur.
9- Bilgiye itibar etmez ama her şey için bir fikri vardır.
10- Hiç zahmete gelmez ama baldan da vazgeçmez.
Kimlerden söz ettiğimi söylemeyeceğim siz onları çok iyi tanıyorsunuz.
“Sessizlik sır saklamaz.”
(Uriah Heep
Dağarcık
“Benim Türkiye’de çok önemli bir dostum var, hatta üstadım. Dünyanın en büyük süvarisi. O, benim filmlerde yaptığımı, yüzlerce yıl önce gerçekten yaşayan biri. Dağların atlı bekçisi; Köroğlu. Bugünkü kovboy hikâyelerinin hemen hepsi, bir ‘Bolu Beyi ile Köroğlu’ hikâyesidir.” John Wayne