Merkez Bankası, 2023 yılı enflasyon tahminini yüzde 22’den yüzde 58’e revize etti birkaç hafta önce. Denebilir ki, önceki ekonomi yönetimi “rasyonel zemin”de değildi, “epistemolojik kopuş” dünyasındaydı, onların suçu günahı yeni yönetimine atılamaz. Ancak Merkez Bankası bir kurum olduğuna göre kurumsallık ve devamlılık da beklenecektir haliyle. Dolayısıyla hedeften 36 puan veya yüzde 160 sapma gibi bir durum da kabul edilemez.

Hele ki bu tahminler, ücret zamlarından tutun da daha bir sürü fiyatlama davranışına kadar pek çok şeyi etkiliyorsa, böylesi bir sapma aslında ortada ciddi bir tahmin bile olmadığını gösterir.

Bu ciddi revizyonun(!) üstünden daha birkaç hafta geçmeden, açıklanan OVP’de yüzde 58 rakamının da aşıldığı ve yüzde 65 yıl sonu enflasyon hedeflendiği açıklanıyorsa, ortada bir tutarlılık sorunu var demektir. O zaman rasyonel bir zeminden nasıl bahsedilebilir? Birkaç haftada yüzde 12’lik bir sapmaya neden olacak ne olmuş olabilir mesela?

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ücret düzenlemelerinin “hedef enflasyona göre” yapılacağını belirttikten sonra, “Ama çalışanlar da hiçbir şekilde enflasyona ezdirilmeyecek” diyor. Bu açıklama en başta rasyonellikten uzak ve tam manasıyla bir IMF programı zihniyeti ürünü.. Çalışanlar enflasyona ezdirilmeyecekse şayet, o zaman “hedeflenen” (ki hedeflerin tutmadığı da tescillenmişken) değil de “gerçekleşen” rakamlar üzerinden bir değerlendirme yapmak gerekiyor. Bunu politika yapıcılar da biliyor elbette. Buradaki nüans, ücretli kesimi üstü örtülü bir kemer sıkma programına ikna etmek olsa gerek.

Şimşek, dar kesimlinin alım gücünü artırmanın tek yolunun enflasyonu tek hanelere düşürmek olduğunu söylüyor ve “Zaten bu programın (OVP) ana hedefi zamanla düşük tek haneye çekmek ve orada tutmaktır” diyor. Bu noktada, keşke neden bu noktaya gelindiğini, hangi yanlış kararların ekonomideki bu enkaza neden olduğunu da açıklasalardı, belki biraz daha inandırıcı olabilirdi. Milyonlarca insanın, kuru bir inat uğruna mı yoksa sistematik şekilde bir şekilde mi fakirleştirildiğini öğrenmek bu ülke insanının hakkıdır halbuki. Netice itibariyle, önümüze “çözüm” diye konan program da aynı parti tarafından uygulamaya konacak. Karnesi ekonomi yönetimi anlamında kırıklarla dolu olan bir idarenin öncelikle halka güven vermesi gerekmez mi?

Güven problemi de ekonomi yönetimi için olmazsa olmaz bir haslettir. Kamuoyu ve piyasaları ikna etmek ve inandırmak için güven vermek şarttır. Daha yakın zamana kadar ekonomideki kriz veya buhran halini bile kabul etmeyip, hatta inkar eden, her şey artık ayyuka çıkınca metazori kabul eden ancak kendi yanlışlarıyla bu durumda olunmasına rağmen bir türlü sorumluluk dahi kabul etmeyen bir yönetim anlayışının güveni tesis etmesi ise çok zordur.

Mesela dünyada son 1 yılda gıda fiyatları yüzde 11 düşmüşken, Türkiye’de resmi rakamla bile yüzde 73 seviyesinde olmasını kimse kalkıp da “dış güçlerle”, “kurulan tuzaklarla” falan açıklayamaz. İşi oraya vardırırsanız, o zaman Dünya Bankası’ndan (hangi taahhütlere mahsuben geleceği açıklanmayan) milyar dolarları da insanlar “dış güçler” zaviyesinden görebilir.

Halkın önüne “çözüm” konuyorsa, o zaman “sorun”un da hangi sebeplerden ve eylemlerden ötürü oluştuğu da açıkça izah edilmek zorundadır. “Çözüm” diye müjdelenen (!) programın açıkça “2024 ve 2025’i unutun, 2026’da ise durum belki düzelir” mesajı vermesi bile başlı başına bir fiyaskodur ve adı konmamış bir IMF programı yani “acı reçete” vaat etmektedir.

Muhtemelen, 2028 seçimlerinden önce, uygulanan acı reçetenin etkisiyle yaşanacak olan göreli düzelme, seçimler için “başardık” temasıyla halka takdim edilecektir. Sebep olunan fakirleştirici “bozulma”dan bahseden olmayacaktır.

14 Mayıs seçimleri öncesinde “doğalgaz müjdesi” denerek enflasyon sepetinde sıfır olarak hesaplanan gaz kalemi, enflasyonu düşürmüş ve maaş zamları da düşük olarak çıkmıştı. Bunun benzerinin olmayacağını kim söyleyebilir? “Hedeflenen” rakama göre ücret zammı alanların, kağıt üzerinde bile enflasyona yenik düşecekleri alenen ortadadır.

Bugüne kadar hiçbir enflasyon tahmininin tutturulamadığını düşününce, ücret artışlarının “hedefe” göre yapılacağının açıklanması, olsa olsa ücretlilere “kara haber” olur ancak. “Hedeflenen”, adı konmamış bir IMF programı vasıtasıyla “kemer sıkmaktır” sanki.