Yine o bildik görüntüler…

İsrailli askerler küçük bir çocuğu taşların arasına sıkıştırmış darp ediyorlar. Çocuk başını aşağı doğru eğmiş kendini korumaya çalışıyor fakat çaresiz kalıyor. Nihayet abla yetişiyor imdadına ve kardeşini güçlükle alıyor ellerinden…

Çocuk savaşın içinde doğup büyümüş, İsrail askerlerinin merhamet gibi asli bir duygu ile hiç tanışmadıklarını biliyor. Çocuk oyuncaklardan önce ölüm kusan silahlarla, cenaze ve ağıtlarla tanışmış. Çocuk yas içinde yas yaşıyor. Kısacık ömründe ölüm ve işkencenin her türlüsüne şahit olmuş. Fakat sorduğu soruların hiç birine cevap bulamış. Fakat çocuk sormaya devam ediyor:

İsrail askerlerinin gözlerindeki nefretin nedeni nedir Ekranlarda boy gösteren kelli felli amcalar neden durdurmazlar silahları Nasıl oluyor da Müslümanlar Siyonist saldırılar karşısında sessiz kalır ve ellerini kollarını kıpırdatmazlar Savaş ve ölümler ne kadar sürecek daha Çocuklar ne özgürce oynayabilecekler Allah’ın arzında Ölüm kokan silahlar ne zaman susacak Bu sorular çocuğun zihninde hep canlanır durur fakat bir cevap bulamaz. Çocuk artık dünyaya karşı güvensizdir, o yüzden geleceğe umutla bakamamaktadır.

Çocuğun yaşadığı dramatik olay, Hollywood filmlerinden bir sahne gibi sergilenirken buna bir de İsrailli bakanın açıklamaları ekleniyor. İsrailli bakan, Miri Regey, “askerler o çocuğu öldürmeliydi” diyor. Bir kadının masum bir çocuk için yaptığı bu açıklama ne yazık ki kendi mahallelerinde olup biten en küçük bir olayı dahi büyüterek dünyayı ayağa kaldıran zümreler tarafından sessizce izleniyor. Sanki dünya bir film sahnesi ve bütün insanlar dramatik bir filmi izliyor ne garip!

Haksızlığın karşısında duran birey ve toplumlar duyarsızlaştırılıp yaşananlara karşı sessiz kalmaları hedefleniyor. Görmeye dayanamadığımız olaylar zamanla sıradanlaşıyor. İnsanlar sindiriliyor ve haksızlık karşısında susmaya alıştırılıyor. Ve bu durum onların işlerini kolaylaştırıyor.

Peki, ne oluyor da bu insanlar bu kadar vicdani duyarlılıklarını kaybedip Müslümanlara karşı kin ve nefret kusabiliyorlar Aslında her şey bu sorunun cevabında gizli. Zira ırkçılık sadece insanlığın değil adaletin de en büyük katilidir. Eğer doğuştan imtiyazlıyım, tenim, mevkiim, kabilem ve soyum bakımından üstünüm diye düşünür ve buna bir de dini katarsanız artık katletmeyeceğiniz insan, sömürmeyeceğiniz toprak parçası, yozlaştırmayacağınız değer kalmaz. Oysa yüce Rabbim üstünlüğün ancak takva ile olabileceğini belirterek bizlere nasıl yaşamamız gerektiği noktasında yol göstermiştir. Fakat Allah’ın gösterdiği bu yoldan gidebilen kaç kişi var, işte bu tartışılır.