Bir çocuğun bakımı ve eğitimi toplumsal bir sorumluluktur. Kadının bu sorumluluğu, onun sosyal kültürel siyasal ve iktisadi alandaki özgürlüğünü kısıtlayan bir faktör değil aksine yüce bir hizmettir. Çocuğunu hayata hazırlayan eşine şefkatle muamele eden bir kadın mutfağının kölesi çocuğunun ve eşinin esiri de değildir.
Ancak bütün bunlara rağmen kadınlarımıza ait sorumluluklar sanki onun özgürlüğünü ortadan kaldıran bir faktörmüş gibi sunulmakta ve şöyle denilmekte:
– Çocuğuna bakmakla sorumlu değilsin,
– İstediğin gibi, İçinden ne geliyorsa, nasıl yaşamak istiyorsan öyle yaşamalısın,
– İçgüdülerin ve şehvetin peşinde, geceyi gündüze katıp gezip tozmandan ve eğlencenden vazgeçmemeli ve arzuladığın gibi yaşamalısın.
– Bir daha mı geleceksin sanki dünyaya…!
Birçok genç ve yetişkin kadın artık geri dönülmez bir şekilde ailesinden ve sorumluluklarından uzaklaştırılmaya ve yuvadan koparılmaya çalışılıyor. Bu tabloyu zihnimde canlandırdığımda, bir “Hayvan Çiftliği”ni görür gibi oluyorum. Burada bu hayatın hengâmesi içinde insanların yerini bazen hayvanlar alır. Gün boyu aslında başkaları için koşturur, her şeyi uluorta yaşar, hiçbir kural kaide tanımadan yaşamlarını sürdürmeye çalışırlar. Tek gayeleri vardır o da umdukları gibi yaşamak.
“Hayvan Çiftliği”nde görünürde hiçbir sınır yoktur. Ama sahibinin istek ve arzularını yerine getirdiği sürece. Sadece hayatta kalabilmek için mücadele eder duruma gelir bunun için canları pahasına bazen her türlü tavizi de vermek zorunda kalırlar.
İşte bunun gibi insanlar da dünya ile sınırlı her türlü istek ve arzuları için “Kendinden” ve öz benliğini oluşturan bütün erdem ve faziletlerden yoksunlaşarak vahşi bir rekabet ve tüketim çılgınlığı içine giriyorlar. Ne yazık ki, yakılıp yıkılan anarşi ortamlarında kendilerine bir pay kapmaya çalışırken “ İnsanlık “elden gitmeye başlamıştır. Bozguncu, değersiz bir vahşet toplumu oluşarak İnsanımızın sahip olduğu kökleri ve gelecek uygarlığını tehdit eder hale gelmiştir..
İşte bu yüzden 21. yy kişi ve toplum manzaraları beni korku ve ümitsizliğe sevk ediyor.
Bütün bunları düşündüğümde Allah’ın koyduğu sınırların, insan olmamız ve insan kalmamız için ne kadar gerekli olduğunu görüyor ve inanıyorum.
Fakat, küresel kapitalizmin kadına biçtiği rolden İslam kadınlarımızı koruyacak bir modele acilen ihtiyaç duymaktayız. Her ne kadar bu model gözümüzün önünde duruyor olsa dahi biz onu görmekten hala aciziz.