Beşinci turda seçilen İtalyan asıllı Arjantinli yeni Papa’nın adı tartışılıyor. Fransuva mı yoksa Francis mi Sadece Francis mi yoksa Birinci Francis mi ‘Vatikan’ın ilkleri’ yazımızda Buenos Aires eski Başpiskoposu Jorge Mario Bergoglio’nun ‘İkinci Francis’ olarak isimlendirdiğini söylemiştik. Bir yanılsama ve zühul eseri olarak böyle dedik. Bu bir yanlış algıya dayandı. Francis ismini almış lakin ismini tevarüs ettiği ve devraldığı zat eski bir papa olmayıp bilakis bir azizdir. Bundan dolayı Jorge Mario Bergoglio; ya mücerret Francis ya da Birinci Francis olarak anılmaktadır. Yeni Papa bir takım özellikler taşıyor. Bunlardan birisi, 50 yıl önce genç yaşlarında ciğerlerinden birisini kaybetmiş olmasıdır. Geçmişinde platonik bir aşkı var. Amalia çocukluk aşkı ve bu romantik aşk platonik bir düzeyde kalmış. Belki de Papa’nın en güzel taraflarından birisi aşk acısı tatmış ve yaşamış olmasıdır. Belki de olgunlaşmasını buna borçlu olabilir. Merhum Fethi Gemuhluoğlu yaşasaydı Papa’yı bu özelliğinden dolayı tebrik ederdi. O dönemde 12 yaşındaki olan Amalia, yaşıtı Jorge’nin duygularına karşılık vermiş ama araya ailesi girmiş. Nuh demişler ama peygamber dememişler. Kızlarını dövmüşler ve mektuplarını yırtmışlar. Amalia o anları gün gibi hatırlıyor. Amalia o günleri şöyle yâd ediyor: “Ebeveynimin engellemesinden sonra onunla bir daha görüşemedik. Ailem bizi ayırmak için her yola başvurdu. Şiddet dahi uyguladılar. Aşkımızı gizlemedim ve tamamen çocuksu ve onun ötesinde samimi ve safça idi. Benimle evlenmek ve bir yuva kurmak istiyordu.” Bu aşk külleneli 60 yıl olmuş. Ama ayrılmadan evvel Jorge Amalia’ya şunları söylemiş: “Seninle evlenemezsem rahip olacağım.” Amalia da aşkına karşılık bulamayan Jorge’nin kendisini Allah’a adadığını söylüyor. Evlenseydi yuva kuracaktı evlenemedi papa oldu. Buna karşılık kız kardeşi María Elena Bergoglio onun hiçbir zaman papa olmayı aklından geçirmediğini ve sonsuz yalnızlığıyla (infinite loneliness) yüzleşmeyi seçtiğini ama kaderin cilvesinin kendisine başka bir yol çizdiğini ifade ediyor.

*

Yeni papa vaktiyle bar fedailiği de yapmış. Fedailik peşini bırakmamış ve o da fedailikten usanmamış. Bar fedailiğinden bir nevi Vatikan fedailiği olan Cizvitlik’e terfi etmiş. Cizvitlik İslam kültüründeki karşılığı fütüvvettir. ‘La fetan illa Ali’ ifadesinden kaynaklanıyor. Hazreti Ali Allah’ın aslanı. İslam fedaileri de ona özeniyorlar. Hıristiyanlık’ta ise Cizvitlik’i seçmek, İsa’nın askeri olmak anlamına geliyor. Cizvitlik kilise kahramanlığı anlamına geliyor. Cizvitlik’in dört kuralı var. Fakirlik, iffet, itaat ve Papa’ya bağlılık. Yani Cizvitlik’te biat kültürü esastır. Sonsuz bağlılık ve şaşmayan sadakat anlamına geliyor. Papa için hem reformcu hem de muhafazakâr diyorlar İkisi nasıl bir arada cem olabilir, o aklın ermediği bir husus. Eşcinsel evliliklere karşı. Bu tarz birliktelikleri şeytani olarak buluyor. Kürtaj ve ötenaziye geçit vermiyor. Bu uygulamaları veya eylemleri ‘ölüm kültürü’ olarak nitelendiriyor.

*

Muzip ve hınzır bir tarafı var. Seçilmesinden sonra kendisini seçen kardinallere, ‘Allah sizi affetsin’ diyor. Esasında Allah Kilise’yi affetsin! O kadar günahı var ki! Tevazusuyla temayüz eden Francis, M.S. 731’de seçilen Suriyeli Papa III. Gregory’den sonra Avrupalı olmayan ilk ruhani lider.

Son dönemlerde Hadi Uluengin ve Murat Bardakçi’nın da ifade ettiği gibi, Kilise terminolojisi konusunda tam bir kavram kargaşası yaşıyoruz. Eski kalıpları kaybettik ve yerlerine ortak yeni kalıplar koyamıyoruz. Dolayısıyla yazıdan yazıya kalıplar veya Kilise tabirleri farklılık arz ediyor. Bazen İngilizce veya Fransızca kaynaklı ifadeler kullanıyoruz. Veya sair dillerden aktarıyoruz. Bu da hem kavram kargaşasına hem de kavram kirliliğine yol açıyor. Değişik dillerden geçen terimlerin aynı anlamı ifade edip etmediğini de bilmiyoruz. Ya da birbirinin yerine geçip geçmediğini bilmiyoruz. Sözgelimi geçmişte dört İncil için Matta, Markos, Yuhanna, Luka ifadelerini kullanırdık. Şimdi ise bu kalıplar bozulduğundan ya da kullanılmadığından dolayı bunların yerine gelişigüzel bir biçimde farklı dillerden geçen ifadeleri yeğliyoruz bunlar da birbirini tutmuyor. Bunların yeniden standardize edilmesi lazımdır. Bu da eski kültürle yeniden bütünleşmekle mümkündür. Ajanslar ve televizyon kanalları ve gazeteler yerleşik kalıpları tercih etmeli ve bültenlerinde bunları kullanmalıdır. Ancak bu şekilde içine yuvarlandığımız kargaşadan kurtulabiliriz