Yolunuz hastaneye düştüğünde şu ifadeyi mutlaka

işitirsiniz. Allah düşürmesin! İnsanlarımızın bu temennileri, dua, talep ve

tesellilerinin bir ifadesidir. Fakat düşmüşseniz de kalkmaya çalışmaktan başka

çareniz yoktur. Hastalıklar yaşamımızı bütünüyle etkileyen ağır bir imtihandır.

Eğer düşme nedeninize hastalığın yanında bir de yoksulluğunuz eklenmişse

kalkmanız daha da zorlaşacaktır. Geçtiğimiz gün gittiğim bir hastanede böyle

bir olaya şahit oldum: Adam on yıldır evsiz ve sokakta baygın vaziyette bulunup

hastaneye getirilmiş.

Hastane sıcak evini terk edip gelen hastalar için

rahatsız edici bir ortamdır. Çünkü burada nereye baksanız acı, ıstırap ve

çaresizliğin izlerini okursunuz. O yüzde hastalar biran evvel tedavi olup

evlerine gitmeyi hayal ederler. Fakat o gün evsiz bir kişi için bu ortamın

güvenilir yer olarak algılandığını gördüm. Nitekim adam Bir gün daha kalayım,

ortam çok rahattı, uzun zamandır sıcak bir yatakta yatmamıştım, ne olur beni

çıkarmayın diye yalvarıyordu. Görevliler sert bir ifade ile burası otel değil

hemen çıkmalısın diye uyarsalar da adam aynı ifadeleri tekrar ediyor ve on

yıldır sıcak bir yatakta yatmamıştım, beni bir gün daha bırakın diyordu

Fakat görevliler kararlıydı, adamın kolundan tuttular ve nerede yatıp

kalktığın bizi ilgilendirmez, biz görevimizi yapıyoruz deyip yaka paça dışarı

attılar. Geride sadece acı bir çığlık kaldı. Yaşlı ve yalnız bir adam akşam

kızıllığında sokaklara terk edilmişti. Bu görüntülere şahit olduğumda gayri

ihtiyarı neleri kaybettik diye sormaktan kendimi alamadım. Elbette hastaneler

bir evsizin barınması için uygun ortam değildir. Fakat en azından görevliler

yaşlı adamın elinden tutup, kalabileceği bir yer bulabilmesi için çaba

gösterebilirlerdi. Resmi ya da gayri resmi kurumlarla irtibat kurarak onu daha

güvenilir bir ortama yönlendirebilirlerdi.

Yönünüzü nereye

çevirseniz, gözleriniz dev binalara ve büyük alış veriş merkezlerine takılıyor.

Fakat nedense kıyıya terk edilen evsizler için mekânlar tesis edilemiyor,

sokaktaki insanlar defolu birer eşya gibi fırlatılıyor. Bir toplumun medeniyet

göstergesi zayıflarına verdiği değerle ölçülür. Fakat ne yazık ki, bizim

toplumumuzda zayıflar hep kıyıdadır. Hangi şartlarda ya da ortamda olursa olsun

zayıflar ezilmeye mahkûm edilir. Bu konuda çocuklarını büyütürken, onlara

yeterince adalet, şefkat ve fedakârlık kazandıramayan aksine onları ben odaklı

bir hayata hazırlayan anne babaların da büyük hatası vardır. Oysa hayattaki en

değerli şey adil ve erdemli çocuklar yetiştirmektir. Fakat anne babalar bu gerçeği

kabul edemiyorlar.