Evrendeki her varlığın bir amacının bulunduğunu ve bu
amacı gerçekleştirmek için hareket ettiğini söylerken Aristoteles, elma
çekirdeği örneğini verir. Elma çekirdeğinin, tohum olarak, yani onun sisteminin
belirgin kavramı olan töz (cevher, substantia, ousia) olarak amacı, elma ağacı
olmaktır. Dolayısıyla varlığa varlık olma imkanını sağlayan töz, aynı zamanda
onun amacını da içerir ve onu yükler. Onun için varlıkta, bütün olarak evrende
amaç (erek, telos) ilkesi belirleyici ve geçerlidir.
Elma çekirdeğinin amacı olan elma ağacı olma, bir yönüyle
onun hayalini de teşkil eder. Farzımuhal toprağa düşmek istemesi, orada
filizlenip büyümesi, dallanıp çiçeklenmesi ve meyveye durması, zarar verici
hareket ve durumlara maruz kalmamayı dilemesi, bir bakıma, hayalinin
gerçekleşme sürecindeki menziller, merhaleler, evreler olarak nitelenebilir.
Ancak töz ile amacın ilişkisi doğru olarak anlaşılmadığı ve tanımlanmadığı
takdirde ortaya çıkacak yanlışlığın giderilmesi o kadar kolay olmayacağı gibi,
temel ilkelerin ve anlamların birbirlerine karışmasına neden olacağı
kaçınılmazdır. Örneği de, Arsitoteles in sistemini, mantık ve felsefesini
mutlak, kesin, sağlam ve verimli kabul ederek işe başlayan Hıristiyanlığın
nihayetinde varıp dayandığı ve mahkumu haline geldiği Skolastik olmuştur. Bir
başka ifadeyle, elma çekirdeği amacını gerçekleştirme sürecinde, kendi özüyle
amacı arasındaki ilişkiyi, rabıtayı, bağı doğru kurmada ve kurgulamada isabetli
hareket edememiştir. Tıpkı bizzat Aristoteles gibi. O da töz ile amaç bağını hareket
olgusunu temellendirmede kullanabileceğini farzetmiş ve hareketi mahiyeti
dışında tanımlamaya çalışmıştı. Ve bu hata, özel olarak Batı düşüncesinin, aynı
zamanda uygarlığının en az bin yıl verime dönüşmeyen enerji tüketimine,
israfına yol açmıştı.
Hayal etmek ve kurmak insanın varlığını sağlayan öz ile
doğrudan bağlantılı bir olgu, aynı zamanda edim (potansiyel)dir. Gerçek dışı
olma şöyle dursun, onun fiiliyatını kapsar. İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar
şeklinde bir özdeyişe kaynak olması, hayal etme ediminin basit bir anlatımıdır.
Hayal kurabilen iş adamının amacı da belirgindir ve yaptığı faaliyetleri belli
bir düzen içinde verime dönüşür. Sanatçı kurduğu hayali, ortaya koyduğu eserde
somuta dönüştürür. Başka örnekler de verilebilir. Mesela siyaset gibi. Hayal
kurma yeteneğine sahip olabilen siyasetçi, ifade etmemiş olsa bile bir amaç
doğrultusunda siyaset yapar.
Genelleme yaparak, İslam dünyasının, özelde Müslüman
bireyler olarak bizlerin, öz ile amacı arasında upuygun bağ kurmada belli bir
eksiklik içinde olduğumuzu, yaşanılan olaylardan çıkartmak mümkün gözüküyor.
Daha basit ifade edersek, gerçekliğimiz üzerinde verime dönüşecek edim
konusunda isabetli tercihlerde bulunamadığımız söylenebilir. Dolayısıyla öz
(İslam, iman) ile amaç (mesela Rıza-i Bari) arasına, bazen birine ait gözüken
ama diğerine ulaştırmayan edimi yapmak durumunda kalıyoruz. Fakat bu türden
edimler özü gölgeleyebildiği gibi, amacı da sakatlayabilmekte gecikmiyor.
Çoğunlukla da hayat etme edimimiz gerçeklikten bağımsız, hatta bağlantısız
davranışlara dönüşebiliyor. Böyle durumlarda, kendi gerçekliğimizin yerine,
yabancı gerçeklikleri ikame etme kolaycılığına kaçmaktan başka seçenek
bulunmadığına, bizzat kendimizi ikna etmeye uğraşıp duruyoruz. Özellikle
siyaset ve yönetme sanatında adeta kural haline gelmiş gözüken hayal kurma
edimi kısırlığı, özün amaç ile upuygun bağ kurmasını, neredeyse
imkansızlaştırıyor. Sözgelimi, rahmetli Erbakan ın D-8 hareketi, öz ile amacın
upuygun bağını kurma hayaliydi. Adeta nisyana bırakılması, hayal kurmu
kısırlığının sert duvarıyla örülmüşe dönmüş gibidir.
Evrendeki her varlığın bir amacının bulunduğunu ve bu
amacı gerçekleştirmek için hareket ettiğini söylerken Aristoteles, elma
çekirdeği örneğini verir. Elma çekirdeğinin, tohum olarak, yani onun sisteminin
belirgin kavramı olan töz (cevher, substantia, ousia) olarak amacı, elma ağacı
olmaktır. Dolayısıyla varlığa varlık olma imkanını sağlayan töz, aynı zamanda
onun amacını da içerir ve onu yükler. Onun için varlıkta, bütün olarak evrende
amaç (erek, telos) ilkesi belirleyici ve geçerlidir.
Elma çekirdeğinin amacı olan elma ağacı olma, bir yönüyle
onun hayalini de teşkil eder. Farzımuhal toprağa düşmek istemesi, orada
filizlenip büyümesi, dallanıp çiçeklenmesi ve meyveye durması, zarar verici
hareket ve durumlara maruz kalmamayı dilemesi, bir bakıma, hayalinin
gerçekleşme sürecindeki menziller, merhaleler, evreler olarak nitelenebilir.
Ancak töz ile amacın ilişkisi doğru olarak anlaşılmadığı ve tanımlanmadığı
takdirde ortaya çıkacak yanlışlığın giderilmesi o kadar kolay olmayacağı gibi,
temel ilkelerin ve anlamların birbirlerine karışmasına neden olacağı
kaçınılmazdır. Örneği de, Arsitoteles in sistemini, mantık ve felsefesini
mutlak, kesin, sağlam ve verimli kabul ederek işe başlayan Hıristiyanlığın
nihayetinde varıp dayandığı ve mahkumu haline geldiği Skolastik olmuştur. Bir
başka ifadeyle, elma çekirdeği amacını gerçekleştirme sürecinde, kendi özüyle
amacı arasındaki ilişkiyi, rabıtayı, bağı doğru kurmada ve kurgulamada isabetli
hareket edememiştir. Tıpkı bizzat Aristoteles gibi. O da töz ile amaç bağını hareket
olgusunu temellendirmede kullanabileceğini farzetmiş ve hareketi mahiyeti
dışında tanımlamaya çalışmıştı. Ve bu hata, özel olarak Batı düşüncesinin, aynı
zamanda uygarlığının en az bin yıl verime dönüşmeyen enerji tüketimine,
israfına yol açmıştı.
Hayal etmek ve kurmak insanın varlığını sağlayan öz ile
doğrudan bağlantılı bir olgu, aynı zamanda edim (potansiyel)dir. Gerçek dışı
olma şöyle dursun, onun fiiliyatını kapsar. İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar
şeklinde bir özdeyişe kaynak olması, hayal etme ediminin basit bir anlatımıdır.
Hayal kurabilen iş adamının amacı da belirgindir ve yaptığı faaliyetleri belli
bir düzen içinde verime dönüşür. Sanatçı kurduğu hayali, ortaya koyduğu eserde
somuta dönüştürür. Başka örnekler de verilebilir. Mesela siyaset gibi. Hayal
kurma yeteneğine sahip olabilen siyasetçi, ifade etmemiş olsa bile bir amaç
doğrultusunda siyaset yapar.
Genelleme yaparak, İslam dünyasının, özelde Müslüman
bireyler olarak bizlerin, öz ile amacı arasında upuygun bağ kurmada belli bir
eksiklik içinde olduğumuzu, yaşanılan olaylardan çıkartmak mümkün gözüküyor.
Daha basit ifade edersek, gerçekliğimiz üzerinde verime dönüşecek edim
konusunda isabetli tercihlerde bulunamadığımız söylenebilir. Dolayısıyla öz
(İslam, iman) ile amaç (mesela Rıza-i Bari) arasına, bazen birine ait gözüken
ama diğerine ulaştırmayan edimi yapmak durumunda kalıyoruz. Fakat bu türden
edimler özü gölgeleyebildiği gibi, amacı da sakatlayabilmekte gecikmiyor.
Çoğunlukla da hayat etme edimimiz gerçeklikten bağımsız, hatta bağlantısız
davranışlara dönüşebiliyor. Böyle durumlarda, kendi gerçekliğimizin yerine,
yabancı gerçeklikleri ikame etme kolaycılığına kaçmaktan başka seçenek
bulunmadığına, bizzat kendimizi ikna etmeye uğraşıp duruyoruz. Özellikle
siyaset ve yönetme sanatında adeta kural haline gelmiş gözüken hayal kurma
edimi kısırlığı, özün amaç ile upuygun bağ kurmasını, neredeyse
imkansızlaştırıyor. Sözgelimi, rahmetli Erbakan ın D-8 hareketi, öz ile amacın
upuygun bağını kurma hayaliydi. Adeta nisyana bırakılması, hayal kurmu
kısırlığının sert duvarıyla örülmüşe dönmüş gibidir.