Hayâ: Allah’ın (c.c.) kuluna verdiği öyle bir özelliktir ki, onunla insan Hakk’ın ve halkın hoşlanmadığı şeyleri, yüzü kızarmadan yapamaz. Kötü şeyleri yaparken gönülde bir titreme, yüzde bir kızarma meydana gelir.
Sevdiğimiz, saydığımız kişilerin yanında suç işleyemediğimiz gibi, bizi yaratan Allah’ın her an bizi gördüğünü bilerek karanlık bir gecede yapayalnız bir yerde bile olsak kötü olan şeyleri yapmama haline hayâ halidir diyoruz.
Ebu Hüreyre’den (r.a.): “Peygamberimizin (s.a.v.), ‘İman altmış küsur bölümdür. Hayâ da imandan bir bölümdür’ dediği rivayet olunmuştur.” (Buhari, Sahih, K. İman, bab 3).
Hayânın doğuştan olduğuna şu ayet işaret eder: “Böylece onları aldanmaya doğru sarkıttı. Ağacı tattıklarında, onlara avret yerleri açılıverdi. Cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara ‘Ben sizi ağaçtan yasaklamamış mıydım ve şeytan sizin için apaçık bir düşmandır dememiş miy-dim?’ dedi” (A’raf süresi ayet 7/22).
Cennette yaşayan Adem aleyhisselam ile Havva anamıza “hayâ” hissi verilmiş.
Şeytani eğitimle insanların ar damarı çatlatılıyor, ondan sonra ahlaksızlardan şikâyet ediliyor. “Gözünü aç da baştanbaşa Allah kelamı olan Kur’ana bak. Kur’anın bütün ayetleri edep eğitiminden ibarettir.” (Mevlana, Mesnevi, Tahir-ül-Mevlevi tercemesi 1/114).
Rabbimiz, Rahman suresinin başında, güneş ve ayın hesapla hareket ettiğini, gökyüzünün bir ölçü üzerine kaldırıldığını, bizim de ölçülü hareket etmemiz gerektiğini haber verir. (Rahman süresi ayet 5-9).
Gece gündüzün önüne geçmediği gibi gündüz de gecenin önüne geçmiyor. Tabiatta her şey Rabbimin koyduğu tabiat kanunlarına uyuyor ve denge korunuyor.
İnsanın bilinçsiz müdahalesiyle tabiatın ölçüsü bozuluyor, dengeyi kaybediyor.
İnsanların Rabbiyle olan ilişkilerini, birbiriyle ilişkilerini, hayvanlarla olan ilişkilerini, tabiatla olan münasebetlerini ayarlayan terazi de “edep”tir.
Şiirde ölçü, musikide nota ne ise insani ilişkilerde de “edep” odur.
“Edepsizin zararı, yalnız kendisine dokunmaz, belki bütün afaka/evrene ateş vermiş olur.” (Mevlana, Mesnevi, Tahir-ül-Mevlevi tercemesi 80).
Rabbimiz Enfal suresinin 25 inci ayetinde: “Öyle bir fitneden sakının ki (gelince) sizden yalnız zalimlere isabet etmez. İyi bilin ki Allah, azabı çetin olandır.” (Enfal süresi ayet 8/25) buyurmuş.
“Ev benim değil mi? Dilediğim gibi yakarım” deyip de evini ateşe veren mahalleyi yakmış olur.
Kur’anın ifadesiyle, “Haksız yere bir adamı öldüren, bütün insanlığı öldürmüş gibi olur.” (Maide sürsi ayet 5/32).
Ağaçtan bir yaprak koparsanız bütün yapraklar ürperir. Hayâ/utanma denilen his, Rabbimiz tarafından her insana doğuştan verilir. Edepsizler her nesil için yeniden yorulmaları gerekir.
Bir nesli bozarlar, yeni nesil yine edepli olarak geldiğinden edepsizler, sil baştan yeniden bozma hareketine girerler.
Eğer Rabbimizin bu lütfu olmasaydı, insanlar doğuştan hayâ/utanma hissiyle gelmezlerdi. Şimdi yeryüzünde edepli insan kalmadığı gibi edep kelimesi de bilinmez olurdu.
Doğuştan gelen hayâ/utanma duygusu zaman içinde örfün ve aldığı eğitimin etkisiyle iyi veya kötü yönde değişime uğrar.
Kalbimiz, kalıbımız, canımız, tenimiz, gözümüz, kanımız, kulağımız, Rabbimizin tabiata koyduğu kurallara uyduğu oranda sıhhatini koruduğu, uymadığı oranda hastalandığı gibi, doğuştan gelen edebimiz, hayâmız da Rabbin edep öğreten Kur’an kanunlarına uyduğu oranda edebi korur, uymadığı oranda edepsizleşir.
Hayâ kelimesi ile hayat kelimesi aynı köktendir. Nefes alıp vermek hayatımızın devamını sağladığı gibi hayâlı olmak da, toplum içinde sağlıklı, saygın bir hayatı yaşamayı sağlar.
Hayâ, her insana doğuştan verildiği gibi eğitim yoluyla da geliştirilir. İlk edepsizlik yapan şeytandır.
Hıcr suresinin 39’uncu ayetinde şeytan kendi isyanını görüp Hz. Adem gibi tevbe etmesi gerekirken: “Rabbim beni sen azdırdın” diye edepsizlik ettiğini haber verir.
Hz. Ademin tevbe etmesi, şeytanın çıldırmasına sebep olur. “Eğer şeytanın başını ezmek istersen, gözünü aç ve gör ki, şeytanın katili edeptir” (Mevlana, Mesnevi, Tahir-ül-Mevlevi tercemesi 1/114).
Yeri gelince, “Taş atana ekmek atarsanız”, “sövene dilsiz, dövene elsiz” davranırsanız, taş atanın, sövenin ve dövenin taşını, sövmesini ve dövmesini kendi başına indirmiş olursunuz.
Yeri gelince de kimseye zarar veremez hale getirirsiniz.
Kırmızı ışıkta duranlar, durmayıp geçeni çıldırtırlar.
Tertemiz insanlarla hatıra fotoğrafı çektirenler, eşkıya ile fotoğraf çektirenleri çıldırtırlar.
Mevlana, A’raf suresinde 160’ncı ayette Yahudilere Rabbimizin indirdiği kudret helvası ve bıldırcın etini reddedip sarımsak, mercimek istemelerini edepsizlik olarak nitelendirir. (Bakara 61) (Mevlana, Mesnevi, Tahir-ül-Mevlevi tercemesi 81-83).
Hakka ve halka edepsizlik etmeyelim.
Ar damarımızı çatlatmayalım, çatlamışsa istiğfar iğnesiyle dikelim.