Batıdan ithal edilen ve İslam’ı sadece cami ile ev arasına hapsetmeyi amaçlayan laik din ve devlet anlayışının bir tezahürü olarak ortaya çıkan dini siyasetin dışında tutma çabaları maalesef İslam coğrafyasında çok başarılı olmuştur. Bunun neticesi olarak da Müslüman ülkelerde iş başına sürekli halkının inanç ve yaşam tarzıyla kavgalı, kendi halkına düşman ama gavurlara dost idareciler kolaylıkla gelmiş ve kök salmıştır.

Hasan el-Benna daha 17 yaşındayken, Kahire’ye üniversite okumak için gelince siyasi gelişmeleri yakından takip etmeye başlamıştır. Özellikle İngiliz sömürge idaresine ve Hıristiyan misyonerlerin tüm Mısır’ı Hıristiyanlaştırmak için yürüttükleri çalışmalara ses dahi çıkarmayan Ezher ulemasının oldukça pasif tutumunu görünce halkı topyekûn uyandıracak bir teşkilatın kurulmasına kanaat getirmiştir. Nitekim Türkiye’de de Necmeddin Hoca, 1967’de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği başkanı olunca ülkenin ithalat ve ihracatını elinde tutan üç-beş Yahudi ve mason ailenin fakir halkı nasıl soyduğunu görüp bu durumu düzeltmeye kalkışınca devrin mason başbakanı tarafından hemen görevinden uzaklaştırılmıştır. Bu olay Erbakan Hoca için bir rahmet olmuş ve ülkenin manen ve madden çökertilmesine karşın bu duruma bir bürokrat olarak müdahale etmenin imkansız olduğunu görmüştür. Çünkü bürokrat ne kadar yüksek makamda olursa olsun mutlaka onun üstünde bir siyasi irade yer almaktadır. Nitekim Türkiye’de bir örgüt 40 yılı aşkın bir süre devlet bürokrasisine yerleşerek ordu, emniyet, adliye, eğitim, maliye ve sağlık başta olmak üzere bütün devlet dairelerini ele geçirdikten sonra 15 Temmuz da kalkıştığı darbe girişiminde siyasi iradenin açıkça karşı çıkması neticesi başarısız olmuş, 40 yılda inşa ettiğini bir günde yıkmıştır. 

Hasan el-Benna, ülkenin kötü gidişine dur demek için 1928 yılında 6 arkadaşıyla birlikte Müslüman Kardeşler Cemiyeti’ni kurdu. Faaliyetlerine ilk önce kahvehanelerde konuşmalar yaparak başladı ve sonra camilere taşındı. Yapılan samimi çalışmalar cemiyeti çok kısa zamanda büyüttü. 

Tabii ki Müslüman Kardeşler, başlangıçta siyasal bir yapı olarak ortaya çıkmadığı için eleştirileri daha çok toplumdaki yozlaşma ve kokuşma ile sınırlı idi. Ancak Hasan el-Benna, 1941’de İngilizlerin Mısır politikasını açıkça eleştiren bir konuşma yapınca tutuklandı ve bir süre sonra serbest bırakıldı. Fakat bu hadiseden sonra devletin Müslüman Kardeşler’e yönelik baskıları artarak devam etti. Hatta gazete ve dergilerde Müslüman Kardeşler adından bahsedilmesi dahi yasaklandı. 1946 yılında Sıtkı Paşa hükümeti ile araları iyice açıldı. Bunun üzerine Hasan el-Benna, Kral’a ve Sıdkı Paşa’ya ayrı ayrı birer mektup göndererek İngilizlerle her türlü ilişkinin kesilmesini ve işgalcilere karşı sosyal, ekonomik ve kültürel boykot ilan edilmesini istedi. Ancak bu istek kabul görmedi. Bunun üzerine Müslüman Kardeşler harekete geçti ve sokak gösterilerini başlattı.  Gösterilerin etkin bir şekilde devam etmesi üzerine, üniversiteler tatil edildi ve Müslüman Kardeşler yanlısı gençler tutuklanmaya başlandı. Ancak yapılan bunca baskı ve zulümler Hasan el-Benna’ya geri adım attıramadı. İngiliz sömürüsüne ve onun kukla yönetimine karşı eleştirilerini sürdürdü. Bu aşamada teşkilatın kapatılması için basında büyük bir karalama kampanyası başlatıldı ve ardından teşkilatın kapatılması için dava açıldı. Mahkeme Müslüman Kardeşler’i suçlayacak bir delil bulamadı ama yine de hükümet tarafından teşkilat kapatıldı ve birçok üyesi hapse atıldı. 

Nitekim ülkemizde de benzer bir hadiseyi 1997 yılında 28 şubat sürecinde Erbakan hükümetine karşı basının yürüttüğü linç kampanyası ve ardından Refah Partisi’nin kapatılması hadisesinde yaşadık. Müslüman Kardeşler bütün baskı ve zulümlere rağmen varlığını artarak sürdürmesi üzerine emperyalizmin yerli uşakları nihayet hareketin liderini ortadan kaldırarak bu işi sonlandırmayı amaçladılar ve 12 Şubat 1949’da Hasan el-Bennaşehid ettiler. Rahmetullahi aleyh. Sömürgeciler ve onların yerli suç ortakları İslam’a topyekûn savaş ilan edince halkın galeyana gelip iktidarlarını başlarına yıkacaklarını çok iyi bildikleri için Protestan din anlayışını Müslüman halk arasında egemen kılacak ruhlarını şeytana kiraya vermiş yandaş sözde dini cemaatler ihdas ederek bunlara kapıları sonuna kadar açıyorlar. Nitekim ülkemizde de bu Protestan din anlayışına sahip bir gruba son darbe girişimine kadar ülkenin bütün imkanları sunulmuş ve bütün kapılar ardına kadar açılmıştı. 

Hasan el-Benna’nın Mısır’da İngiliz sömürüsü ve krallık idaresinin baskı ve zulümleri altında yürüttüğü siyaseti de içine alan bu topyekûn diriliş mücadelesinin bir benzerini daha açıktan Türkiye’de Erbakan Hoca ve onun kurduğu Milli Görüş Hareketi Kemalist-laik rejim baskı altında yürütmüştür. Her iki hareket de önce ahlak ve maneviyatı esas almakla birlikte ülkenin gidişatına müdahale etmeyi, ekonomik ve siyasi faaliyetlerde bulunmayı temel ilke edinmiştir. Her iki hareketin de en önemli özellikleri ve başarılarındaki güç kaynakları grupçuluk hastalığına yakalanmamaları, İslam’a hizmet eden samimi cemaatleri, tarikatları rakip değil kardeş görmeleri ve onlara destek olmaları, faydasız tartışmalardan uzak durmaları, ihtilafları değil ittifakları öncelemeleri, taklitçiliği yermeleri, milli kalkınma ve sanayileşmeyi savunmaları, fakirlik ve geri kalmışlıkla mücadele etmeleri, yolsuzluk ve soysuzluğa şiddetle karşı çıkmaları, ırkçılıkla mücadele etmeleri, içinde yaşanılan kötü durumun bir kader olamadığını ve muhakkak bu durumun Müslümanların lehine değişeceğine inanmaları, asla ye’s, yılgınlık ve yenilgi psikolojisine yenik düşmemeleri, mensuplarını fedakârlığa, infaka ve cihada teşvik etmeleri ve nihayet Siyonizm’i en büyük düşman ve tehlike görmeleridir.