Haram makinesi yapıldığını ve milletvekili olmak, memurluk, işçilik, subaylık... için müracaat edenlerin adli tıptan “teninde haram yoktur” belgesinin de istendiğini düşünün.
Yalan makinesi icat edildi. Amerika ve Rusya’da resmi olarak delilliği kabul edilmiş.
Doğru söyleyenin konuşurken nabzı, kan basıncı ve yüz hatlarındaki olumlu değişim ile yalan söyleyenin nabzı, kan basıncı ve yüz hatlarında olumsuz yönde değişim olduğundan kişinin yalan söylediği anlaşılırmış.

Peki haram yiyenleri de yüz hatlarından tanımak mümkin mi?
Bir ayeti beraber okuyalım:
“Dileseydik onları sana gösterirdik ve sen de sîmâlarından onları tanırdın. Elbette sen onları konuşma tarzlarından tanırsın. Allah, amellerinizi biliyor.” (Muhammed Sûresi, ayet 47/30)
Bu ayet hem yalancı kâfir münafıkların dilinden yalan söylediklerinin anlaşılabileceğine işaret ederken aynı zamanda simalarından yani yüz hatlarından da anlaşılabileceğine işaret eder.
Halkımız, bazı insanlar için, “meymenetsiz” der.
“Yüzünde şeytan apalaşır” der.
“Yüzünü şeytan görsün” der.

Ama iman eden, amel-i salih işleyen, kendini, cennet karşılığında Allah’a satan, zor durumda olsa da kimseden dilenmeyenlerin, dışardan bakanların zengin zannettiği Müslümanların da simalarından tanınabileceğini haber verir. Rabbimiz:
“Sadakalarınızı, Allah yolunda hizmet eden, (hizmeti nedeniyle) yeryüzünde dolaşamayan, iffetinden, cahil kişinin zengin zannettiği fakirlere veriniz. Sen onları simalarından tanırsın. İnsanlardan ısrarla bir şey istemezler. Siz hayırdan neyi verirseniz, muhakkak Allah onu bilir.” (Bakara Sûresi, ayet 2/273, ayrıca Feth Sûresi, ayet 29 da oku)
1971 veya 72 yılında dermatoloji profesörü Saffet Solak, Karaman’da verdiği bir konferansta, “Hastalarımın yüzünden, kan grubunu, yüzde doksan beş tahmin ederim ama garanti olsun diye tahlile gönderirim” demişti.

Demek ki, parmak izlerimiz, bizim kimliğimiz olduğu gibi,
Ses tellerimizden kimliğimiz tespit edildiği gibi,
Tenimiz ve yüzümüzden de kimliğimizin tespiti yakında olacak.
Yüz tanıma yeni olmadığı gibi, yalnız Müslümanlara da ait değildir.
Daha önce de yazmıştım, Beni Kaynuka Yahudilerinin hahamı olan Husayn isimli zat anlatır:
“Peygamber (Allah’ın selamı onun üzerine olsun) Medine’ye gelince insanlar koşarak O’nu görmeye gittiler.

Koşarak gidenler arasında ben de vardım. Ben O’nun yüzünü araştırdım. Bildim ki, O’nun yüzü yalancı yüzü değildi. O’ndan ilk duyduğum söz:
“Selamı yayınız,
Yemek yediriniz,
Akrabalık bağlarını kuvvetlendiriniz,
İnsanlar uyurken gece namazı kılınız,
Ve cennete selam/selametle giriniz.”
(Tirmizi Sünen, K. Sıfat’ül-Kıyamet ve’r-Rikak bab 42, İbni Mace, Sünen, K. İkamet’üs-Salat, bab 174, K Et’ıme, bab 1, Nesai, Hakim Müstedrek, Ahmed Müsned, Abdullah bin Selam hadisi)
Daha Yahudi hahamı iken, “O’nun yüzü yalancı yüzü değildi” diyor.
Makale bitti.

Şimdi, kulağımızdan yalan habere, iftiraya ve gıybete geçit vermemeye bugün başlayalım.
Ağzımızdan içeri haram girmesin, dışarı yalan, iftira, gıybet çıkmasın.
Kendimizi haram veya yalan makinasına her an hazır tutalım.
“Bana kimse istemediğim şeyi yaptıramaz, yalan makinesine de haram makinesine de oturtamaz” diyenler.

Dikkat ediniz. İçimizin dış olacağı yere doğru her nefeste gidiyoruz”
Ölüm seni musalla taşına yatıracak, insanlar senin yatışını seyredecek ve kara toprağın bağrına basacak.
O gün:
“O gün bütün sırlar açığa çıkartılır.” (Tarık Sûresi, ayet 86/9)