Türkiye sistem değişikliğinde son aşamaya geldi. Geçtiğimiz Cuma günü yapılan görüşme neticesinde, Başbakan Yıldırım ile MHP Lideri Bahçeli arasındaki mutabakatın sağlandığı ilan edildi. Başkanlık, yarı başkanlık, Meksika ve Türk tipi derken “partisiyle ilişiği kesilmeyen cumhurbaşkanı” modelinde karar kılınmış gibi görünüyor. Buna rağmen soru işaretlerinin tamamı hâlâ çözülebilmiş değil. Başbakanlık makamı kalacak mı? Cumhurbaşkanı aynı zamanda parti genel başkanı olabilecek mi? Yasama organı ve Cumhurbaşkanı arasındaki ilişki nasıl düzenlenecek? Meclisi fesih yetkisi Cumhurbaşkanına verilecek mi? Yürütmenin başı Cumhurbaşkanı nasıl denetlenecek? Bütün bunların cevabını ancak bu hafta içi Meclis’e getirileceği söylenen teklifle beraber öğrenebileceğiz. Peki, bizler bu süreci sağlıklı ve şeffaf bir şekilde yürütebiliyor muyuz? İşte bu noktada bazı soru işaretleri var.

2002 yılından bugüne tek başına bir iktidar ile idare ediliyoruz. Her girdiği seçimden başarı ile çıkmış bir parti işbaşında. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olduğu 2007 yılını baz alsak dahi yaklaşık 10 yıldır, hem devletin bir numaralı makamının hem de yürütmenin başı olan başbakanlığın aynı parti tarafından deruhte edildiğini görüyoruz. Yani iktidar partisinin en az 10 yıldır ben şunu yapacaktım da, veto sebebiyle gerçekleştiremedim diye bir gerekçenin arkasına sığınma hakkı yok. O zaman AK Partili yöneticiler neden bu sistem tıkandı diye sürekli tenkit içinde bir söylemle halkın karşısına çıkıyorlar? İşte burada mevcut fiili durumun meşru hale getirilmesi ile beraber, konunun şahsi bir sorunun çözümlenmesi gibi anlaşıldığı gibi bir endişe taşıyoruz. Tabi ki iktidar partisindeki çoğu arkadaşın iyi niyetinden de şüphe etmiyoruz. Ancak bundan önce yaptıkları yanlışları “aldatıldık, kandırıldık” gibi itiraflarla geçiştiren bir iktidarın sistem değişikliği konusundaki tekliflerinin çok iyi incelenmesi gerektiğine inanıyoruz. Şimdi aşağıdaki sorular üzerinden endişelerimizi ifade etmeye ve bu teklifi hangi iktidarın yapacağını anlamaya çalışalım. Sahi bu hangi AK Parti’nin teklifi olacak?

1- Türkiye’nin önünde AB’den başka bir seçenek yoktur deyip, bütün kurum ve kuruluşlarımızı AB’ye eklemlemek için yola çıkan AK Parti mi, yoksa “Avrupa bize madik attı” diyerek dümeni Şanghay’a kırmaya çalışan AK Parti mi?

2- Ergenekon davaları sürecinde “Savcılığıyla gurur duyan” AK Parti mi, yoksa sanki iktidarda başkaları varmış gibi davranıp “Milli Orduya kumpas kurulmuş” diyerek olanlarda hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi kenara çekilen AK Parti mi?

3- Açılım ve Çözüm süreçleriyle bölgeyi örgütün “serbest dolaşım ve kolay örgütlenme alanına” çevirip “Analar ağlamasın” sözü üzerinden seçim üstüne seçimler kazanan AK Parti mi, yoksa bugün yanlış yapmışım, beceremedim ey asker, polis iş size kaldı, gelin siz çözün, bende siyaset bitti diyen AK Parti mi?

4- Özellikle 2010 referandumunda Anayasa Mahkemesi’nin ve HSYK’nın yapısında FETÖ ile birlikte değişiklikler yaparak, “Bürokratik Oligarşi”nin yapısını FETÖ lehine çevirip ülkeyi 15 Temmuz gibi bir felaketin ve uçurumun kenarına getiren AK Parti mi, yoksa şimdi aklım başıma geldi deyip yargının bütün kodlarıyla oynayarak yanlışlarını yanlışla düzeltmeye çalışan AK Parti mi?

5- Irak’ta, Suriye’de, Libya’da Batı’nın ülkemizi politik ve askeri açıdan kullanmasına izin vererek, bölgemizin ve coğrafyamızın ateş çemberine dönmesine sebebiyet veren AK Parti mi, yoksa bugün AB’ye karşı mültecileri silah olarak kullanarak, bu duruma nasıl gelindiğini hatırlamak istemeyen AK Parti mi?

6- Dışarıdan bulduğu bütün borçları havaalanı, duble yol ve köprülere yatırarak gerçek anlamda kalkındığımıza kendini de inandıran AK Parti mi, yoksa her geçen gün artan işsizliğe ve sosyal sorunlara karşı sanki muhalefet partisiymiş gibi serzenişlerde bulunarak başkalarından medet umar gibi konuşan AK Parti mi?

Bütün bu soruların aklıselim sahibi insanlar tarafından cevaplanması gerekir. Fiili duruma göre değil, kim gelirse gelsin adalet merkezli bir yönetim sistemini hayata geçirmek için mücadele etmek gerekir. Eğer bizler hatalarımızdan ders aldık, artık yanlış yapmayacağız diyorlarsa sorun yok. Bundan biz de mutlu oluruz. Ancak bilmeliler ki, bugüne dek aldıkları yanlış kararlar bizi onlar hakkında şüpheci davranmaya sevk ediyor.

Sonuç olarak işin özü şu; adaleti esas alan, herkesin güvendiği ve 80 milyonun barış içinde ve birlikte yaşayabileceği, milli, yerel, bağımsız bir yönetim olduktan sonra, adı parlamenter sistem olmuş, başkanlık veya cumhurbaşkanlığı olmuş bunların hiçbir önemi yok. Sadece şu merakımı giderecek bilgiye sahip birisi varsa lütfen bana yardımcı olsun. Bugün bu değişikliği isteyenler, yarın “yanlış yapmışız” derlerse ne yapacağız?