Türkiye, gerçekten çok zor ve çetin bir süreçten geçiyor. Bakmayın siz birilerinin “Ekonomik parametreler yerinde, Merkez Bankası’nın kasasın 200 milyar dolar var. Her şey güllük gülistanlık” şeklinde ekonomik verileri tersyüz etmesine.

Türkiye’de hala işsizlik sorunu çığ gibi büyümektedir, cari açık almış başını gitmektedir, ithalat ve ihracat arasındaki dengesizlik ülkemizin üretim dengelerini altüst etmektedir, bir çok esnaf siftahsız dükkan kapatmaktadır, SSK ve vergilerin yüksekliğinden dolayı kayıtdışı ekonomi büyümektedir. Bakanlar bile itiraf ediyor, tekstilcilere yaptığı bir konuşmada, 2 milyon tekstil çalışanının 400 bininin kayıtdışı olduğunu söylemek zorunda kalıyor.

Bugün Türkiye’de dolaylı vergilerin bu kadar yüksek olmasının temelinde kayıt dışı ekonomi yatmaktadır. Sistem ve devlet, üreteni, esnafı, sanayiciyi kayıt dışına alabilmek için elinden geleni yapıyor, ama nafile. Devlet vergi toplayamıyor, insanlar vergilerini ödeyemiyor.

Kayıtlısıyla, mevsimliğiyle, umudunu kesmiş olanıyla birlikte işsizlerin sayısı neredeyse yüzde 25’e ulaşmış durumda. Bu demek oluyor ki, sokaklara çıktığınızda çalışabilecek dört kişiden birisi işsiz vaziyette.

Ekonomik veriler, insanlara fayda getiriyorsa yerindedir, doğrudur, güzeldir. Bazı şeyleri açıklarken, öncelikle bunun vicdani muhasebesini yapıp öyle konuşmalısınız. Türkiye’de bir şeyler yapılıyor, ama, zengini daha zenginleştirmek, fakiri daha fakirleştirmek adına yapılıyor.

Her sektörün kendisine göre sıkıntıları var. Her sektörün halledilmesi gereken problemleri var. Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük ekonomik krizinin kırılma noktası dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in önüne Başbakanlık binası önünde atılan yazar kasaydı.

Şu anda böyle bir kırılma noktası olur mu, olmaz mı?

Ekonomik parametreleri allayıp pullayarak ortaya getiren ve Türkiye’nin ekonomisini güllük gülistanlık gösterenlerin bunu şapkalarını önüne alarak düşünmeleri gerekiyor.

Ekonomi rakamlar bilimidir…. Matematiksel yönleri vardır. Ama ekonominin en önemli yönü psikolojiktir.

“Türkiye büyüyor, kişi başına düşen milli gelir 15 bin doları aştı” derseniz, vatandaş bu büyümenin ve bu rakamların kendi cebine de yansımasını bekler. Cennetmekan Erbakan Hocamızın ekonomi başdanışmanı Osman Altuğ, devlet erkanının kişi başına düşen milli gelirin 15 bin doları aştığı tezi üzerine şunu söylemektedir: “Benim kişi başı başına düşen milli gelirim 15 bin doları aştıysa o zaman benim gelirimi verin bakalım derse vatandaş, devletin diyeceği ne olur”… Dediğimiz gibi ekonomi rakamlar bilimidir ama, psikolojik yansımaları ve psikolojik yönü çok daha ağırdır. İnsanlar, ellerine geçen parayı harcayıp harcamama konusunda hep hesap kitap yaparlar. Bu hesap kitabı da psikolojik yansımayla gerçekleştirirler.

Eğer bir psikolojik kırılma eşiği meydana gelirse, insanları kesinlikle alışverişe yönlendiremezsiniz. Alışveriş olmazsa, esnaf biter, esnaf biterse ekonomi çöker.

Şu anda yaşadığımız ekonomik tablo, “Gaz verme” sürecinden başka bir şey değildir. Hükümet, elindeki bazı rakamları elindeki yandaş medya aracılığıyla allayıp pullayarak Türkiye ekonomisini insanlara bol keseden yedirmeye çalışmaktadır. İnsanlar evlerine bir ekmek bile götüremezken, sofralarına bir çorba koyamazken, evlerin tencerelerinde dert kaynarken, hiç kimsenin bu cilalı rakamlara inandığını söyleyemeyiz. Bu cilalanmış tablolara kim inanır?

Fakat, bu tablodaki parametrelerin geriye döneceği, her şeyin gerçek boyutlarıyla ortaya çıkacağı günleri de göreceğiz.

Halep ordaysa, arşın burada…