Hemen belirteyim ki benim için Avrupa Birliği (AB) bir Haçlı ittifakıdır ve hiçbir zaman da ulaşılması gereken hedef olmamıştır. Yazıma önce, “Avrupa hâlâ ulaşılması gereken hedef mi?” sorusunu başlık olarak belirlemiştim. Bu başlıktan önce de başlığı, “Eğer bu Avrupa medeni ise ben ilkel kalmayı tercih ederim” şeklinde belirlemek gelmişti. Avrupa medeniyeti insanımıza sürekli olarak taklit edilmesi gereken bir medeniyet olarak sunuldu. Buna karşı gerçi bu ülkenin insanları arasında, “Taklitle medeniyet olmaz” itirazlarını dile getirenler de oldu. Ancak, nedendir hangi cazibe, hangi özellik insanımızı adeta efsunladı ve vazgeçilmez bir hedef olarak kabul edildi bunun açık bir izahı henüz yapılmış değil. Ancak, yıllar yılı Avrupa medeniyetin kaynağı ve temsilcisi olarak sunulduğundan olacak adeta beyinler robotlaştırılmış gibi bize ait şeyler bir kenara itilerek Avrupa’da ortaya çıkan bir takım yargılar örnek değerler olarak kabul edildi. Bu kabul ediliş öncesinde nedense bir sorgulamaya da ihtiyaç duyulmadı. Sanki bir kompleksle hareket edildi.
Hâlbuki Avrupalılar için benim inanç sistemim hep eleştirildi, gericiliğin simgesi olarak sunuldu. Hâlbuki bunu sunanlar da aslında köken olarak Avrupalılar değildi. Bizim insanlarımız bizi kendi değer yargılarımızdan uzaklaştırarak örnek olarak önümüze Avrupa’nın değerlerini sundular. Onlara göre medeni olmak, gelişmiş bir ülkenin üyesi olmak için ille de her hareketimizin Batı’dan alınması gerekiyordu. Sonuçta ülkemizde uzun yıllar medeni ve çağdaş bir insan olabilmenin yolu solculuktan, din karşıtı olmaktan geçiyordu. Son zamanlarda bu bakış açsı nispeten zayıflamış olsa da benzer anlayışa göre değerli olabilmemiz için kendi değerlerimizin peşinden koşan değil Haçlı dünyasının değer yargılarına sahip çıkmak, onları taklit etmekten geçiyor.
Bu ülkede kendilerini aydın sanan ve aydın olarak takdim edenler çağdaş olabilmek için ille de laik olmak, kendi inanç değerlerimizin günlük hayata yansımaması gerektiği telkin edildi. Hâlbuki Avrupa medeniyetinin bir ürünü olarak sunulan laiklik inanç değer yargılarımızı bir kenara bırakmamız, bunun için de inancımızla irtibatımızı gevşetmemiz gerektiği ileri sürüldü. Bunun yanında yıllarca yüzlerce insanımızın hapse atılmasına gerekçe yapılan laikliğe aykırı davranış kavramı Haçlı ittifakında sadece Fransa’da var. Yani öyle bir kavram ki laiklik bugüne kadar AB ülkelerinde gündem olmamış, AB ülkeleri kendi insanlarını ille de laik olacaksınız diye zorlamamış ama sıra bize gelince onlara benzememizin ilk şartı olarak önümüze laiklik sürülmüştür.
Kendi insanları için ihtiyaç duymadıkları laiklik şimdilerde Fransa’da tekrar ortaya sürülmüş, hanımlarımızın giyecekleri kıyafetlerin şekli de belirlenmeye başlanmış durumda. Bunun da ötesinde Haçlılar kılık kıyafet dayatması yapmakla kalmıyorlar, kutsal kitabımıza karşı hakaret içeren bir kampanya başlatılmış durumda. Bu kampanya AB ülkelerinin meydanlarında gösteriye dönüştürülüyor. Kitabımız yakılıyor ve bu olaylar karşısında hiçbir AB ülkesinden ciddi bir tepki gelmiyor. Bırakan ülke yöneticilerinden tepki gelmesini meydanda kitap yakma gösterileri polislerin gözetiminde ve kontrolünde gerçekleştiriliyor. Ayrıca kutsal kitabımızı yakanlara yaptığı işin doğru olmadığını hatırlatanlar ise polis tarafından gözaltına alınıyor. Kısacası İslam düşmanları korunuyor. Bu bakımdan hemen belirteyim ki Haçlılarda olduğu gibi etrafına kin ve nefret saçmayı isteyenlerden değilim. Ancak, olayların dününü ve bugününü düşünmeden bir takım telkinlerin sorgusuz peşinden gitmenin yanlış olduğunu düşündüğüm için belki biraz sert cümleler kullanıyorum.