Yandaş bir gazetenin köşe yazarı toplumdaki dönüşümü başörtülü kızların yaptığı kına geceleri üzerinden ele almış. Tabi eleştirel şekilde. Sosyal medya hesapları üzerinden değişen günlük hayatı ve toplumun değişimini ele alarak başörtülülerin kına gecelerine dair yaptıklarını geçmiş ile günümüzü kıyaslayarak bir köşe yazmış. Oysa toplumdaki bu dönüşümü yazmak için sosyal medyayı takip etmeye gerek yok, kafasını kaldırdığında yanı başındaki kişilerin hayatına bakması yeterli olurdu.

Biz de yıllardır hatta bu görünür sonuçları ortaya çıkmadan toplumdaki dönüşümü ele alan konular hakkında okuyucularımızın, takipçilerimizin dikkatini çektik. Hatta Maaile olarak Kasım 2020 sayımızı “Zihinsel Dönüşüm” manşeti ile başlı başına bu konuya ayırdık. Ki Milli Gazete ve Milli Görüş camiası olarak siyasal kırılmanın yaşandığı ve Milli Görüş’ün bölündüğü günden beri ülke ahvalinin bu noktaya geleceğine dair uyarılarımızı her alanda yaptık.

Toplumumuzda yaşanan, iktidar destekçisi bazı yazarların da şikâyet ettiği bu ahvalin sebepleri cari olan iktidardır. Bu gerçeğin üstünü örterek söz söylemek en iyi niyetle vicdanını rahatlamaktır. Bizim ülkemiz için Batılılaşmadan başlayan hikâye toplumun alt katmanlarından başlayarak gelen bir dönüşüm, değişim olmamıştır. Osmanlı’dan itibaren milletimizdeki değişim iktidar, yönetici kadronun çalışması ile olmuştur. Osmanlı’da saray hayatında başlayan Batılı gibi yaşama alışkanlığı çoğu zaman halk tarafından direnç göstermesine rağmen hayatımıza girmiştir. Hakeza Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde de durum değişmemiştir. Hep tepeden dayatılan unsurlar olmuştur. Ve bizim şahit olduğumuz günümüzdeki toplumumuzda gerçekleşen bu dönüşüm de yönetici kadrosunun ve zihniyetinin eseridir. Yani sayın yazarın bulunduğu basın yayın kuruluşunu destekleyen zihniyetin sonucudur. Bir ilmi gerçektir, toplumu en hızlı dönüştüren/değiştiren siyaset ve yönetici kadrodur.

Yazarlar, hocalar, toplumun önderleri toplumda ortaya çıkan olumsuz durumlar üzerine konuşmadan önce galiba bir nefis muhasebesi yaparak, “Toplumun bu hale gelmesinde benim katkım nedir? Toplum bu hale gelirken ben ne yapıyordum? Ne yapmam gerekiyordu da yapmadım?” gibi sorgulamaya kendilerini tutmaları gerekiyor. Çünkü artık yeni nesil üstenci konuşan kim olursa olsun dinlemiyorlar. Çünkü gençler sözleri ile yaşamları denk gelmeyen kişilere güvenmiyorlar.

Günümüz medyasına gelelim. Çeşitli fraksiyonlarda yayın yapan basının ötesinde dini hassasiyete sahip imajı ile yayımcılık yapanları ele alalım. Hani şu 28 Şubat edebiyatını dilinden düşürmeyen, tek tipçi ve vesayetçilere karşı olduklarını iddia eden basın mensupları neler yapıyor, bakalım. Yaptıkları koskocaman milleti eğlemek ve oyalamak. Yirmi senedir iktidarı şöyle ya da böyle destekleyen basının, gazetecilerin, hocaların, toplum önderlerinin Müslümanları, milletimizi eğlemekten başka iş yapmadığına şahidiz. Yandaş basının milletimizi eğlediği sözümüze inanmayan son memur ve emeklileri için geçen süreçte yaptıkları haberlere baksın. Yeter. Deprem bölgesinden haber yaparken deprem çadırlarının neredeyse beş yıldızlı otel odası gibi anlatan medya kuruluşu insanları eğlemiyordur da ne yapıyordur? Avrupa Birliği sürecinde zina suç olmaktan çıkarılırken sesi çıkmayan kalem erbaplarının gençlerin içine düştüğü durumları eleştirmeleri de insanları eğlemek değil de nedir? Malum Allah’ın yasakladığı halleri AKP iktidarı meşruiyet sağlarken tüm uyaranlara ekranlarını, gazete sayfalarını kapatan medya, Müslümanları oyalamıyordur da ne yapıyordur?

Şimdi yirmi senedir ülke medyamızın yaptıklarını yazmaya kalksak iktidarın yapmış olduklarından daha fazla liste karşımıza çıkar. Bu medyanın dönüştürdüğü zihinlerle arazide uğraşanlardan biri olarak diyorum ki bazen: “En azından Türkçeleri güzel olsa bari!”

Sayın okuyucu bu konuda biraz da sana iş düşüyor. Haberin içeriği kadar haberin kaynağına bakmayı da öğrenmelisin. Sırtını bir yerlere dayayarak “söz” söyleyenlerin sizin derdinizle dertlendiği kanısından kurtulun. Mesela Avrupa Birliği uyum yasaları torba torba geçirilirken sizi oyalayan iktidar destekçisi gazeteler, televizyonlar, yazarlar şimdilerde senin dini değerlerini ele alıyorsa, senin hassasiyet gösterdiğin konuları işliyorsa hemen, “Bak bunlar da bizim dediğimizi diyor” demeden önce, “Ne değişti, bunların amacı nedir acaba?” sorusunu sormalısın. Türkiye’de Cumhuriyet döneminin en büyük ekonomik krizi yaşanırken sana, “Almanya bizi kıskanıyor, bak” diye haber yapanların, “Cuma tatil olmalı” taleplerini de sorgulamalısın. Uluslararası örgütlerin dayattığı her konu Meclis’te yasalaştırılırken bunların zararlarına dair o gün haber yapmayanların bugün kızlar için ayrı okul taleplerini dile getirmesine de, “Acaba bunun altında ne var?” diye sorgulamalısın. AKP’li milletvekili, “Eşcinseller de imam olabilir” dediğinde bunu manşete çekmeyen yandaş gazetelerin şimdilerde bu konu hakkında gösterdiği hassasiyeti de.

Bazılarınız yazıyı okurken şu düşünce de aklınızdan geçmiş olabilir. “İnsan bu, hata yapar. Bu arkadaşlar da yaptıkları yanlışı anlamıştır, tövbe etmiştir.” Aklınızdan bu düşünce geçti ise şu kuralı da unutmayınız: “Tövbenin cinsi işlenen günahın cinsindendir.” Yani hangi günahı, yanlışı hangi yolla işlemişse o yoldan bunun tövbesini yapmalıdır. Bu arkadaşlar yaptıkları yanlış hiçbir iş için toplum önünde tövbe ettiklerini ilan etmediler. “Yaşadığımız bu çarpık düzene su taşıdık şu vakte kadar. Milletimize yaptığımız kötülüğü anladık ve yaptıklarımızdan geri dönüyoruz. Zamanında şu konular hakkında haber yapmamız gerekirken biz halkımızdan, milletimizden, ümmetimizden ve insanlıktan bu konuları gözlerinden kaçırdık. Affedin” demediler. Müslüman bir delikten iki defa ısırılmaz sayın okuyucu. Akıl sahibi bir insan da aynı noktadan ikinci kez kandırılmaz.

Bir iletişim mezunu olarak şu konuyu da size aktarmalıyım. Kapitalizm siyasi alanda olduğu gibi medya dünyasında da kendine muhaliflerini yine kendi çıkarır. Bunun nedeni de hakikatin peşinde, gerçeğin peşinde muhalefet yapanlara giden yolu kapatmak, kendisine yönelecek eleştirilerin hızını kesmek, halkı da, “Bakın biz de yaptığımız hataları eleştiriyoruz” imajı vermek yani hepimizin bildiği algıyı yönetmektir.

Sayın okuyucu Allah’ın vermiş olduğu aklı en çok medya dünyasından gelen içeriklere karşı kullanınız.