Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İnsanın yeryüzünde yaşadığı dünya hayatının gerçeğini, bizleri yoktan var eden Rabbimiz Allah, İnsan Suresi’nin 1, 2 ve 3. ayetlerinde şöyle açıklar: “İnsan; yaratılmadan önce geçen uzunca bir dönemde, adı sanı bilinen anılır bir varlık değildi. Böyle iken biz insanı, sorumluluklar yükleyerek imtihan etmek, hayra ve şerre karşı tutumunu denemek için, erkek ve dişi sularıyla birleşik bir damla sudan yarattık. Sonra onu işiten, gören ve düşünen bir varlık haline getirdik. Biz ona yolu, yöntemi gösterdik, doğru yolu aydınlatıcı bilgiler verdik. Ya iman ederek şükreden bir kul, ya da Allah’tan gelen gerçekleri inkâr etme yolunu tercih eden nankör bir kul olması artık kendisine bağlıdır.” İnsanın temel görevi Allah’a kulluktur. Kulluğun gereği, hakkı tebliğ eden halifeliktir. Hilafetin sorumluluğu, yüklenilen emaneti, korumak, görevleri ehline tevdi etmektir. Emanetin gereği ise yeryüzünü imar ve ıslah ederek, hakkı üstün tutan bir medeniyeti hayata ikame etmektir. Yeryüzü boş değildir. Allah iyilikleri örgütleyip fert ve toplumun saadeti için çalışan, hakkı üstün tutan topluluğun karşısına, kötülükleri örgütleyen, fert ve tolumu haktan uzaklaştırmak için çalışan, zulmeden, kaba kuvveti üstün tutan bir topluğu koymuştur. Bunun böyle olması, dünya imtihanın gereğidir. Günümüzde hakkı üstün tutan topluluk Milli Görüş, kaba kuvveti üstün tutan topluluk ise Siyonizm ve işbirlikçileridir. Mücadele bu iki topluluk arasında geçmektedir. İnsanlar bu gerçeklik üzerinden dünya hayatını şekillendirir.

HANİF ÜMMET

Hanif ümmet; tevhit inancına sahip, fert ve toplumları İslam’a davet eden, Kur’an’a, sünnete ve salim fıkha göre hareket eden, adil bir düze için mücadele eden, her işini ilim ve hikmetle gören, dava şuuruna sahip bir topluluktur. Allah’ın yardımı böyle bir toplukla beraberdir. Ümmet olmak, İslam’da ittifak etmektir. İttifak ise kardeşlik hukukuna riayet etmekle sağlanır, takva ile kıvama erer. İstikameti korumak, Allah ve Resulünün koyduğu, hak sınırlarını korumakla mümkündür. Allah’ın uygun bulmadığı, Peygamberimizin yapmadığı bir işi yaparak yol alınmaz. İmandan sonra ilk eda edilecek farz, Allah yolunda cihat eden bir topluluğa dâhil olmaktır. Bir topluluğu ümmet yapan üç şey, İslam’da ittifak, Allah ve Resulünün emirlerine itaat ve meşru emir sahibine biat etmektir. Bu üç şey, bir topluluğu ümmet yapan üç farzdır. Böyle bir ümmetin görevi; fert ve toplumu İslam’a davet etmek, iyiliği emretmek, kötülükleri engellemektir. Namaz kılmayan bir gencin; namazı, tesettür farzını yerine getirmeyen bir kadının, tesettürü emretmesi; “Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında en nefret edilen şeydir” İlahi emri gereğince kınanmıştır. Hakkı üstün tutan bir ümmetin görevini yerine getirebilmesi için yapması gereke şeyler vardır. Bunlar şunlardır: 1. Güçlü bir iman, 2. İslam’a tam bir teslimiyet, İslam’ca düşünmek ve yaşamak, 3. Tebliğ ve davet, 4. İyiliği emretmek, kötülüğe engel olmak, 5. Adil bir düzenin kurulmasına engel olanlarla savaşmak. 6. Dâhilde birlik ve beraberliği bozacak, tefrika, adam kayırma gibi hatalı davranışlardan kaçınmak. 7. Her şart altında Allah’a güvenip sığınmak. Milli Görüşçüler, bunları hakkıyla yapan bir topluluk olduklarında Allah’ın yardımına mazhar olurlar.

YEKVÜCUT OLMAK

Milli Görüşçüleri canlı ve diri tutacak esaslar, keyfi değil zorunlu esaslardır. Allah, müminleri birbirleri için kardeş ilan etmiştir. Bu sıradan bir kardeşlik değildir. Bizi birbirimize kardeş kılan, yekvücut olmamızı sağlayan imanımızdır. Bizi birbirimize kardeş kılmayan iman, şüpheli bir imandır. İman ise şüphe kabul etmez. Bizi yekvücut kılacak ikinci esas liderdir. Lider, ümmeti tevhit üzere canlı ve diri tutan, her türlü tehlikelere karşı koruyan kalkandır. Hiçbir adil lider, kendisine uyanlar arasında ayırım yaparak, emanetleri ehliyet ve liyakat sahiplerine vermeyerek, yetişmiş ve tecrübeli elamanlarını ateş çukurunun içine atmaz. Bizi canlı ve diri tutacak üçüncü esas ise ilimdir. İlimsiz, nizam ve intizam olmaz. Bilenlerle bilmeyenler bir olmaz. Çünkü ilim, bir şeyi yerli yerine koymaktır. İlim, mahir ustayı, tecrübeyi muhafaza etmektir. İlim; ölçüdür, terazidir, her konunun kıvamı ve ilacıdır. İlmin itibarsızlaştırıldığı, algıların ve zanların nas gibi kabul edildiği durumların hayrı ve bereketi olmaz. Bizi canlı ve diri tutacak esaslardan birisi de salih emeldir. Bu ise birlik ve beraberliği sağlayacak davranışlardır. Her insan, itibardan, iltifattan, ikramdan hoşlanır. İmkânı olana, yeni imkânlar sağlamak, muhtaç olana ilgisiz kalmak kötü bir davranıştır ve toplumu bozar. Bizi yekvücut kılacak, aramızda bereketi artıracak bir başka esas ise, istişaredir. İstişare; her konunun uzmanıyla yapılır. Siz, bir bina için lazım olan demir hesabını demir ustasından değil de sıvacıdan sorarsanız, doğru hesaba ulaşamazsınız. Her işi ehline sormaktır istişare. Bizi canlı ve diri tutacak esaslardan birisi de mekândır, yani toplanma yerleridir. Bu esaslarla bir topluluk yekvücut olur.

MERHAMET

Peygamberimiz buyuruyor: “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.”

Merhamet, esirgemektir, Merhamet, şefkattir, Merhamet, acımaktır, Merhamet, insaflı olmaktır, Merhamet, kalp inceliği ve gönül yumuşaklığıdır. Müminler; birbirini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organlarda uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan tek bir vücut gibidir. Merhamet emanetleri ehline vermektir. Nurettin Topçu; “Merhamet yoksa bir kalpte, o kalbin bir insana ait olduğunu düşünmek de mümkün değildir” der. Merhamet kitaplardan değil, merhametli olanlardan öğrenilir. Selam hidayete tabi olanlara…