Öyle yaşanmış seneler vardır ki; acıları, hüzünleri, insanlığı, insanları biçare düşürmüş, “gide de gelmeye o seneler” diyerek ağıtlar yakmışlardır. 1914 senesi de böyle bir seneymiş ki, Doğu Anadolu’yu Ruslar işgal etmiş, seferberlik ilan edilmiş. Üstüne üstlük bir de Sarıkamış faciası yaşanmış ki, o faciada Allah-u Ekber Dağları’nda 90 bin Mehmetçik donarak şehit olmuş. Bütün bunların verdiği acıyla Bayburtlu aynen şunları yazmış:
“Bir Sandığım Vardı Sırmadan Telden
Bir Çift Yavrum Vardı Tomurcuk Gülden
Nasıl Ayrılayım Gül Yüzlü Yârden
Seneler Seneler Kötü Seneler
Gide de Gelmeye Ah O Seneler
Bir Yanım Erzincan Vermem Bayburt'u
Yıkılsın Düşmanın Tahtı İle Yurdu
Sağolası Anam Beni Doğurdu
Seneler Seneler Kötü Seneler
Gide de Gelmeye Ah O Seneler
Akşamdan Yükleri Tay Eylediler
Sabahtan Öküze Ho Eylediler
Verdiler Erzurum’u Pay Eylediler
Sene Gardaş Sene İlle Bu Sene
Gide de Gelmeye Ah O Sene”
Bu ağıt aradan bir asır geçse de halen TRT’de okunur ve yaşanan acılar tazeliğini korur.
Evet, günümüze gelince 2024 senesi “gide de gelmeye” diyebileceğimiz bir sene midir? Yoksa güllük güneşlik, mutlulukların yaşandığı bir sene midir? Bu sorunun cevabı ne olur acaba? Tabiî ki görecelidir ama şehit yakınları için, borca batanlar için, yoksulluk içinde kavrulan asgari ücretli, emekli, engelli için, çok sevdiklerini ve yakınlarını kaybedenler için bu ağıt söylenebilir.
Ağıt yakanları sıraladık ama bunun tam tersi de söz konusu. Öyle bir sistem üzerine kurulu bir ülke yönetimi var ki, bir yanda “gide de gelmeye bu seneler” diyen bir kesim, öbür taraftan da şovlar, şatafat içinde yaşayanlar, israf denizinde yüzenler, eğlencenin dozunda sınır tanımayanlar da maalesef ki yok değil. Sadece yılbaşı eğlenceleri için milyonlar doğuracak derecede harcama yapanlar: Örneğin şöhretli bir sanatçının konser ücreti 100 bin TL. Diğer birisininki 50 bin ve yine diğerlerinin 25 bin, 20 bin TL olarak gidiyor… Yılbaşı kutlamaları adı altındaki amazonlar mahiyetinde eğlence ve şov düşkünü insanlar için 2024, mutlu geçmiş bir yıl olabilir.
Siyasi açıdan bakıldığında bir yılı aşkın bir zamandır katil, Siyonist İsrail’in çocuk, kadın, yaşlı, genç demeden hunharca katlettiği insanlar ve durmak bilmeyen bu soykırım... Yani 2024 için karamsarlığımıza sebep teşkil etmez mi? Yine Suriye’de her kim tarafından olursa olsun katledilen, hapislere tıkılan insanların bu durumları yeterince hüzne, üzüntüye gark etmiyor mu? KHK’larla içeri tıkılan, görevinden alınan ve mahkeme kararı olmasına rağmen geri dönemeyen zavallı insanların yani kuru yerine yaş olarak da yananların ahı, feryadı, üzüntü sebebi değil midir? Haksızlığa uğrayıp da adalet arayan, adliye kapılarında sürünen biçarelerin sayısı hiç de azımsanacak kadar az değil. Bu şekilde bir takvim yılını yani 2024’ü geride bırakıyoruz. Niyetimiz karanlık bir tablo çizmek değil asla. Yalnız güneş de balçıkla sıvanmıyor. Her şeye rağmen 2025 yılının tüm insanlık ve ülkemiz açısından huzurlu ve mutlu geçmesini temenni ediyoruz, vesselam…