Bir milleti ayakta tutan önemli özellikler bulunuyor. Bunlar yeterince kavranmadıkça ve içselleştirilmedikçe o millet kendi değerleri üzerinde var olabilmesi ve kalabilmesi güçleşir. İslâm milletindeniz. Bu, başlı başına tanımlayıcı ve sınırlarımızı belirleyici bir kavram. İslâm milletinden olmanın getirdiği sorumluluklar bir bilinç ile kökleşir ve karşılık bulur.

Hak ve adalet duygusu İslâm milletiyle ta başından beri kökleşen en önemli kavramlar. Bu kavramlar ile simgeleşen ve belirleyici olan insanlığın önderi Sevgili Efendimiz’dir. Ki O’nun en önemli sıfatlarından biri “Emin” olmasıdır. Emin denilince güvenilen, inanılan kimse demektir. Efendimiz’e vahiy gelmeden önce Mekke halkının inandığı ve güvendiği tek insan. Onunla ve arkadaşlarıyla somutlaşıyor bu kavram. İslâm milletiyle zaman ve tarih içinde karşılık buluyor.

Âdil olan milletler veya topluluklar kendilerinden olmayan karşı taraftakilere de güven verebiliyorlarsa, bu onları daha emin kılabiliyor. İslâm milletinin tarih boyunca en inanılır ve güvenilir olmasının nedeni de budur. Bütün İslâm devletlerinde genel psikoloji budur.

İslâm adına var olan Müslümanların da en çok sorgulandıkları alan da budur. Bu, en temel ölçülerden biridir. Müslüman olan bir yönetici yönetiminde bulunan hemen herkese karşı hak ve adalet ölçülerinde eşit olmak durumundadır. Çünkü İslâm milletinde karşılık bulan bu sorumluluk duygusu ağır bir yük olarak bilinir. Bir halk veya bir topluluk kendisini yönetenlerin hak ve adaletsizliklerine olan inancını yitirmişse orada ciddî bir sorun bulunuyor demektir. Ve bunun üzerine ciddiyetle gidilir. Müslümanlar kendi içlerinde iç denetimlerini sağlayacak psikolojik bir üstünlüğe sahiptirler. İç denetimin en temel vurgusu hak ve adalet ile ölçülür. Âdil olmayan bir yönetici ya da kurum tartışılmaya başlanmışsa o sorunun giderilmesine bakılır. En küçük yerleşim birimlerinde bile hak ve adalet kurumu kendi içinde bir yapı oluşturur. Çok uzak değil bundan otuz kırk yıl önce milletimiz bu iç mekanizmayı çok sağlıklı bir biçimde işletiyordu. Bir köy çevresinde birine bir haksızlık yapılıyorsa, o köy ve çevrede kendi içlerinde oluşturdukları bir heyet var. Buna ehl-i vukuf denilir. Ehl-i vukuf, sorunları bilen, haksızlık yapmayan, adil ve bilgi sahibi kimselerdir. O kurum ya da yapıda bulunanların çevrede saygınlıkları var. Haksızlığa uğrayan biri, sorununu üst makamlara taşımadan ehl-i vukufa götürür. Onların verdiği karara kolay kolay itiraz edilmez, edilemez. Verilen bir karara itiraz edenler o çevrede güvenilirliklerini yitirir ve hatta dışlanırlar. Bunu da kimse kolay kolay göze alamaz. Göze alanlar, bunu bir üst makama, mahkemelere taşırlar. O zaman da sonuç eğer, rüşvet ve adam kayırma işin içine girmiyorsa aynı şekilde sonuçlanır. Böylesi bir durumda suçlu olan kimse o toplulukta tamamen saygınlığını yitirir.

Müslümanları temsil eden yöneticilerin bu vasıfları bir ölçüdür. Toplumun hangi kesimine, düşüncesine, meşrebine, inancına sahip olursa olsun, yöneten adil ve hakbilirse güven duygusu daha sağlıklı ve sağlam olur. Günümüz demokratik yönetimlerinde milletin güven duymadığı, baştan itibaren haksızlığa uğrayacağını bildiği kimselerden uzak durur. Eğer Müslümanları ve İslâm düşüncesini temsil edenlerin adalet ve hak duygusundaki boşlukları ve zaafları tartışma konusu oluyorsa o zaman sorunların çok çok ciddi olduğu bilinir.

Allah yarattığı hiçbir canlıyı rızıksız bırakmaz. Yeryüzüne eşit dağıtır. Fakat bunu paylaşan insandır. Adalet ve hak insanın elinde karşılık bulur. Âdil yöneticiler ve sorumluluk sahibi olanlar bunu hakkıyla yerine getirirlerse güven duygusu ve düşüncesi daha kökleşir. Bir insan yönetime gelenlerden tedirginlik duyuyorsa ve telâşlanıyorsa bu ciddî sorunun bir an önce halledilmesi gerekir. Kişi benim partimden değil, bana hizmet etmemiş dolayısıyla onun bende bir hakkı yoktur demek durumunda olamaz. Sorumluluğu üstelenen Allah’ın kendisine vermiş olduğu bir imkânı ve hakkı yanlış kullanıyor demektir ki bu, onun sorumluluğunu ve vebalini arttırır. Ve o ateşler içine düşer. Allah biz Müslümanları bu büyük sorumluluktan kaynaklanan adaletsizliklerden ve haksızlıklardan korusun diye dua ederiz. Çünkü kul hakkı ve hayvan hakkı çok ağırdır. Bunun altından kalkabilmek kolay değildir. Onun içindir ki İslâm bilincine sahip olan Müslümanlar mümkün olduğunca bir makamı elde etmek için inatla ve ısrarla çabalamazlar. Durduk yere kendilerini ateşe atmak istemezler.