Kullanılan yöntem aslında hep aynı. Önce hedef ülkede insanların birbirinden nefret edecekleri ortamı hazırlamak, sonra da işi geri dönülemez noktalara getirip birbirinden koparmak. Bu yönteme tarihten örnekler çok. Aynı Irak ’ta bugün yaşananlar ile 2011’deki Sudan ’ın bölünme süreci gibi. Her ikisinin de geçmişinde İngilizler var. Irak’ı Osmanlı’dan ayıranlar da, Sudan’ı yarım asırdan fazla 1956’ya kadar işgal altında tutanlar da onlardı.
Hem Irak, hem Sudan etnik, dini ve mezhepsel çeşitlilik açısından aşağı yukarı aynı özelliklere sahipler. Her ikisi de İngilizler terk edip gittiğinde özgürleştiklerini zannettiler. Oysa onlar giderken uzun yıllar sürecek saat ayarlı bombaları aralarına yerleştirmişti. Sudan Afrika’nın üçüncü büyük ülkesiydi. 2011’de resmen ikiye bölündü. Petrolün çoğu ayrılan tarafta kaldı. Güney’in bugün bilinen 3,5 milyar varil petrol ve 3 trilyon kübik feet doğalgaz rezervi var. Aynı Irak’ın kuzeyinde olduğu gibi denize çıkışları yok. Etiyopya, Kuzey Sudan, Kenya, Demokratik Kongo, Uganda ve Orta Afrika Cumhuriyeti ile çevrelenmiş durumdalar. Bu kadar rezerve ve sözde bağımsız olmalarına rağmen kimi bölgelerde resmen kıtlık ilan ettiler. Dün Hartum’a bağlı olmayı ayaklarında pranga olarak görüyorlardı. Bugün kendilerini çevreleyen bütün ülkelere bağımlı hale geldiler. Aynısı Kuzey Irak için de geçerli. Bağdat’a bağımlı olmayı sorun ediyorlar ama yarın Washington’a, Tel Aviv ’e, Londra ’ya, Moskova’ya bağımlı hale gelecekler farkında değiller. Hem de öylesine kritik bir bölge ki burası Afrika ile kıyaslanmayacak ölçüde büyük riskleri içinde barındırıyor. Hani bir kıvılcım dünyayı yakar derler ya, işte bu coğrafya böyle bir yer. Tarihi tecrübeler bunu ortaya koyuyor. Dimyat’a pirince giderken evden olmak gibi bir tehlike söz konusu. Bunu sadece Kuzey Irak için söylemiyorum. Bölgedeki devletlerin tamamı aynı tehlike ile karşı karşıya.
Diğer taraftan bilindiği gibi anayasa mahkemesinin yasağına rağmen geçtiğimiz Pazar günü İspanya’da 2 milyon 200 bin Katalan bağımsızlık oylaması için sandık başına gitti. İspanya polisi referandumu engellemek için olmadık tedbirler aldı. Plastik mermi kullandı. Sandıklara el koydu. Oy pusulalarını topladı. Sandığa gitmek isteyenleri coplarla kovaladı. Olaylarda polisler dâhil toplam 761 kişi yaralandı. Batılılar Sudan ve Irak’taki tavırlarının aksine Katalonya’ya kulak tıkadılar. Hatta bazıları referanduma karşı olduklarını açıkladılar.
Hani Batılı ülkelerin çifte standartlı tutumları bilinen bir gerçektir ya, bunu İspanya’da net bir şekilde gördük. İslam topraklarını bölmek için oyunları tezgâhlayanlar, hedef kendi toprakları olunca birden aslan kesiliverdiler. Şimdi cevap bulmak zorunda olduğumuz soru şu; peki bunca geçmiş tecrübeye rağmen bu coğrafyada hâlâ yanlışta ısrar neden?