Kur’an eğitimi verdiğim kurumda Suriyeli bir öğrencim var. Türkçe konuşamıyor onunla işaret aracılığıyla anlaşabiliyoruz. İlk defa bir çocukla sözsüz iletişim kuruyorum. Fakat iki aylık süre içinde hiç anlaşma güçlüğü çekmedim, burada ne demek istiyor, ya da şunu yanlış mı anladım diye düşünmedim. Anlaşma aracımız ağırlıklı olarak gözler… Sıkıldığında gözlerimin içine bakıyor, oynamasına izin veriyorum, tebessüm ediyor, sonra kalkıp biraz oynuyor. Bir talebi olduğunda masama gelip yine manalı şekilde bakıyor. Sonra elleri ile işaret ederek meramını dile getiriyor.

Dil iletişimin temel öğelerinden biri. Ancak küçük kızla kurduğum iletişimi göz önünde tuttuğumda insanların aslında dilden ziyade göz ve duygularla anlaştığına inanıyorum. Birbirimizin dilini anlayamıyoruz ancak ben onu çok seviyorum ve o bunu hissediyor. Geçtiğimiz hafta onu kursun hemen kapısında bekler vaziyette buldum. Başını okşadım ve gözlerine baktım. Her zamanki hali ile tebessüm etti. Sonra çantasından beyaz bir gül çıkardı ve bana uzattı. Aldım ve ona sarılıp teşekkür ettim. İşaretler yardımıyla, gülü saklayacağımı belirttim ve neden beyaz rengi seçtiğini sordum. Yüzüme baktı, sadece tebessüm etti.

Beyaz masumiyeti ve saflığı çağrıştıran bir renkti. Bütün kültürlerde iyiliğin sembolüydü beyaz… Ve o gün onlarca dramatik hikâyeyi küçücük yaşına sığdıran bir çocuk bana beyaz bir gül hediye etmişti. Bu belki de hayatımda aldığım en değerli hediyeydi.

Gül kültürümüzde sevginin göstergesidir. Özel günlerde sevdiklerimizi gül ile karşılayıp sevgimizi ifade ederiz. Gülün sembolize ettiği şey bütün toplumlarda aynıdır. Gül deyince ilk aklımıza gelen ise Hz Peygamberdir. O yüzden bütün çiçekler arasında gülün ayrı bir yeri vardır.

O gün evime döndüğümde gülün zihnimde çağrıştırdığı fotoğrafları tek tek okudum. Sonra o gülü odamdaki masaya koydum. Eğitim bittiğinde küçük kızla bir daha nerede ve nasıl karşılaşacağımı bilemiyordum. Ama o gülü hatıra olarak hep saklayacaktım.