Kutlu Doğum etkinliklerinin devam ettiği günlerdeyiz. İnsanlık, O kutlu elçiyi tanıdığı oranda dünya ve ahiret saadetini yakalamış olacaktır. O nu insanlık için seçip gönderen Allahü Teala dır. Yüce Resülümüz (s.a.v) de, Allah ın kendisine layık gördüğü, ilahi mesajı insanlara anlatma görevini en güzel şekilde yerine getirmiştir.

O nun gönderilmesi, alemler için bir rahmettir. Aynen yağmur misali Anadolumuz da yağmur da "rahmet" olarak isimlendirilir. Çünkü, toprak üzerine merhametle yağan yağmur sonucu bitkiler yetişir, çiçekler açar, ağaçlar meyve verir, insanlar yaşayışlarını devam ettirir. Yeryüzü hayat bulur ve hareketlilik sürüp gider. Allah Resulü (s.a.v.) de rahmet peygamberidir. İnsanlık, O nun Allah tan getirdiği İslâm dini sayesinde huzur ve mutluluğa erer, fıtratına uygun ve dengeli bir hayat sürer. Bu sayede, sevgi, hoşgörü, adalet, barış, kardeşlik gibi her türlü iyilik ve güzellikler insanlığı kuşatır.

 Yapılacak iş, iman etmek ve O yüce Rasül e (s.a.v) uymaktır. Çünkü, Rabbimiz (c.c,) de bizden o kutlu elçiye uymamızı istemektedir: "(Ey Habibim! O insanlara) De ki: Eğer Allah ı seviyorsanız, o halde bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhamet edendir." (Ali İmran Suresi Ayet 31)

Biz günahkar ümmetleri olarak, o yüce Rasül ün (s.a.v) yoluna nasıl uymayalım ki, O, ömrü boyunca bizler için yaşamış ve bizlerin iyiliği için çalışmış. Her fırsatta "Ümmetimin hali ne olacak " diyerek üzülmüş. Hatta zirvelerin zirvesi olan Miraç ta Allahu Teala ile konuşup görüştüğü zaman bile ümmetini unutmamış. Rabbimiz,"Bugün her dilediğin olacak." diyerek arzusunu sorduğunda, secdeye kapanmış, boynunu bükmüş:

"- Yarabbi! Ben ümmetimin bağışlanmasını istiyorum." demiştir.

Yunus, bu gerçeği şöyle nazma döker:

"Miraçta ümmetini haktan isteyen / Adı güzel kendi güzel Muhammed."

Allah Rasulü (s.a.v), sahabelerine ilave olarak, kendisinden sonra gelecek ümmetini de unutmamıştı. Birinde sahabeleri ile sohbet ederken gözleri daldı ve dudaklarından şu sözler döküldü:

"- Kardeşlerime ne zaman kavuşacağım, onları çok özledim."

Şaşkınlık içindeki ashabı sordu:

"- Biz senin kardeşlerin değil miyiz " (İşte yanındayız.) demek istediler. Yüce Rasul (s.a.v) devam etti:

"- Siz benim ashabımsınız, benim asıl kardeşlerim, beni görmedikleri halde bana iman edenlerdir. Onları çok özledim."

Dünyada devamlı ümmetini himaye eden, ahiretde de onlara şefaat edip yanına alacak olan bir Peygamber Hiçbir evladın anne-babasına, hiçbir anne-babanın evladına, kimsenin kimseye Allah Resulü nün (s.a.v) ümmetini düşündüğü kadar düşünebilmesi mümkün değildir. Böyle bir peygambere tabi olunmaz mı Rabbimiz O nun bu özelliğini şöyle övmüş:

"Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir" (Tevbe Suresi, Ayet 28)

Gül, O nun remzi, kokusu, gül kokusudur. O, Güller Gülü dür. Biz, bugünkü ümmetleri olarak, Güller Gülü ne selam gönderiyoruz. Dünyada O nun sünnetine tabi olmaya, ahirette de şefaatine muhtacız. O nu ne kadar övsek azdır, O nu Rabbimiz övmüş, "Şüphesiz sen en güzel ahlâk üzeresin." (Kalem Suresi, Ayet 4) buyurmuş. Bizim övgümüz o kadar yetersiz ki