Hayatın zorlukları, kentlerin yoğunluğu, insanların bunalmışlığı, sıkılmışlığı içinde yeni bir soluklanma zamanı gerekiyor. İnsanların sürüklendiği ve kapıldığı dalgalar var. Her dönem için geçerli durumlardır. Hangi zamana bakılırsa bakılsın dalgaların farklı biçimlerde oluştuğu, insanların etkilendiği ve kapıldığı olmuştur. Bundan sonra da olacak.

İnsanların her biri farklıdır, mizaçları, kişilikleri, kültür ve düşünce çevreleri ile ortamlarından ötürü. Siyasal dalgalanmalar, ideolojik yükseliş ve alçalışlar da süreçleri belirliyor. Asıl önemlisi hemen bütün bunların üzerinde çok daha etkili ve belirleyici olan modernizm, ona bağlı yaşama tarzları, giyim, kuşam, yeme ve içme gibi.

 İnsanların boşluğa savrulduğu, sınır tanımadığı, başını alıp gittiği bir süreçten söz ediyoruz. Bu, o kadar etkili ki, insanların ideolojik, siyasal ayrışmalarının ve çatışmalarının bir anlamı kalmıyor. Onlar, sadece yan unsurlar olarak kalıyor. Öyle ki, modaların, savruluşların sadece yardımcı alanları olarak kalıyorlar. Bulundukları ortamlara zarar verecek, engelleyecek hemen her şeye düşman olunuyor. Artık sınırsız bir alan kalıyor geriyor. Onun için de istenildiği gibi yaşama düşüncesi ağır basıyor.

İdeolojik kesimler ise bunları kendi amaçları için nasıl kullanabileceklerini düşünüyorlar ve yararlanıyorlar.

Siyasal gerilimlerin getirdiği açmazlar, sert üsluplar, ayrıştırıcı tutumlar ise sürece hız kazandırıyor. Hemen her şey bir bahane bulunarak öteleniyor.

İnsanlığın içinde bir insan tekiyiz. Bizler de bu ortamın ve zamanın içindeyiz, kendimizi koruyamayacak kadar güçlü bir etki var. İnsan ne kadar kaçarsa kaçsın, kendisinden ve hayattan kopamaz ve kaçamaz. O zaman bu hayata, insana karşı nasıl bir direniş gösterecek? Nasıl bir yol ve yöntem gösterecek, kiminle nasıl bir ilişkide bulunacak? Belki de en zor olanı budur.

İnsanlar genel anlamda kimi şaşkınlık, kimi umursamazlık, kimileri de kapılmışlık içinde. Bu hayatın bir ortalaması da yok.

Bir milletin kendi hayatını belirleyecek, yön verecek bir gücü de bulunmuyor. Dış etkenler, insanın bütün sınırlarını ve gücünü ortadan kaldırıyor. Bir millet, verimli topraklar üzerinde bulunuyor, her türlü yer altı ve üstü zenginlikleri var. Fakat bunları kendi iradesiyle yönetemiyor, kendisine ait olduğunun gücünden de yoksun.

İnsanlığın önündeki düşünürler, şairler ve kimi bilim insanları düşünce üretecek, yeni bakışlar getirecek, ufuk açacak dil bulması gerekiyor. Eğer kendileri dilsiz ise insanların gönüllerini ve kalplerini etkileyecek güçten yoksunlarsa o zaman asıl tıkanma olur. Gözleri ve gönülleri açık olan düşünürlerin her bir satırı, söz ve bakışı böyle bir zamanda daha çok önem kazanıyor. Dalgaların etkisinden dolayı olanlara karşı bir tutum geliştirmeyiş, oturup bekleyiş çözümsüzlüktür. Yapılması gereken, her düşünce insanının, sanatçının neler yapabileceğidir.

İnsanın insanı en çok etkileyecek olanı dili, tutumu, bakışı, anlayışı, hakkaniyetli oluşudur. İnsanlığın en büyük boşluğu, bunların olmayışıdır.

Günümüz insanının ham bir tarafı var. İdeolojik keskinliklerin etkisi yok, olanlar da inandırıcı değil. Boşluk olunca güçlü ve etkili olan o alanı dolduruyor. Günümüzün en güçlü ideolojisi ırkçılık, modernizm ve postyaşama tarzıdır. Sınırsızlık. Hemen bütün uç akımlar bunun içinde kendine kolayca yer buluyor.

Müslümanların her zaman olduğu gibi bu zamanda da söyleyecekleri var. Sonsuz bir alan önünde duruyor. İnsanın gönlüne gireceği kapıları çoktur. Bu kadar zulmün, işkencenin, vahşiliklerin olduğu bir zamanda ancak sahih Müslümanlar söz sahibi olabilirler. Gönüllerinin zenginliğindeki hoşlukla yeter ki insana baksınlar. Düşman kesilmeden hemen her insanla kurulabilecek bir dil ve gönül bağı vardır.