Bu günlerin en birleştirici cümlesi “…ise gerisi teferruat” tır.

Noktalı yerleri herkes kendi alanına göre doldurur.

Futbol severler “Konu …takımı ise gerisi teferruat” derler.

Ben de son günlerin en fazla tartışma konusu olan Kur’an merkezli sorulara “Konu, Kur’an’ı Kerim ise, gerisi teferruattır” diyerek yumuşak bir başlangıçla giriyorum.

Yoluna ölmeye hazır ama ne olduğunu bilmediği Kur’an-ı Kerim’i okumaya başlayan gencecik bir delikanlı, “Sen de insansın, peygamber de insan, sen neden emir ve yasakları doğrudan Kur’an’dan almıyorsun da peygamberden alıyorsun” basit mantığına aldanıyor.

Böyle diyen bir delikanlının eline tercemesiz/mealsiz bir Mushaf verdim ve “İstediğin sayfayı aç ve bana anlat” dedim.

“Ben Arapça bilmem” dedi.

Türkçe olan, bu sene çıkan yeni sene değiştirilecek olan kanunlarla bir işin olduğunda avukata gidiyorsun neden? Çünkü o avukat, kanunları senden daha iyi bildiği için ona gidiyorsun.

Bu elindeki meali okuyorsun çünkü onu yazan senden iyi biliyor.

Peygamberimizin sünnetini kabul etmiyorsun, elindeki meali yazana inanıp onu kabul ettiğinden sen, zımnen peygamber olarak bu adamı kabul ediyorsun. Kur’an ve hadisi kabul edip müçtehit imamları kabul etmeyenlerin durumu da aynı.

Kur’an ve sünneti okuyup anlayan ve özet hailinde bize sunan mezhep imamlarını kabul etmeyenler, kendilerine yol gösteren bu günkü insanları imam olarak kabul etmiş durumdalar.

Türkiye’de bu akımı yönlendiren ve sayıları yüzü geçmeyen insanların dışında geri kalanların tamamı Kur’an’cılar, Kur’an ve sünnet taraftarı olanlar ve Kur’an Sünnet, İcma ve Kıyas’ı da kabul edenlerin tamamı iyi niyetlilerdirler. Konu İslam ise, niyet de iyi ise gerisi teferruattır.

Kur’an-ı Kerim, kendisini iyi niyetlerle okuyanın bütün yanlışlarını düzeltir.

Yeter ki okusun ve okumaya devam etsin.

Tehlike, Kur’an’ı okumayan, ama bu konuyu basit mantık oyunlarıyla, akılları kurcalayan makaleleri okuyarak cami imamına, cemaate ve topyekûn Müslümanlara savaş açanlardadır.

Konusu Kur’an olan iki öğretim üyesi profesör bir televizyonda karşı karşıya geldiklerinde, biri sekiz asır önce yaşamış bir bilge adamı tenkit ettiğinde, öbürü, “Eserini okudun mu?” diye sorduğunda, “Önsözünü okudum” dedi.

Öbür profesör, “Önsöz onun yazdığı değil, yayınlayanın yazdığıdır” demişti.

Yani okumadığı kitabı bir başkasının gözüyle tenkit, cahillik  hastalığıdır.

Caddelerdeki arabaları götüren sel felaketinden, heyelandan, depremden daha tehlikelidir cahillik fırtınası. Çünkü tabii afetler mekân ve zamanla sınırlıdır. Cahillik ise bir ömür boyu 24 saat kişiyi çember içinde hapseder. Cahillik fırtınası, insanları silip süpürür, bu dünyada Trump, Putin haline dönüştürür, kan akıttırır, can aldırır, hırsız devletler türetir ve insanlığı cehennem çukuruna sürükler.

Kur’an ve sünnet ayarlı İslam yolu yolcuları rahmet peygamberinin rahmet ümmeti olarak, bu fırtınanın önüne durup, selden mal kapar gibi, cehennem doğru koşanların gönlünden yakalayarak cennete çekmekle görevlidirler.