Vukuuna ihtimal vermekte zorlanılan olayların olağan mı, olağanüstü mü olarak değerlendirilmesinin yapılması gereğine bile fırsat bulunulmayan bir dünyada mı yaşıyoruz Biraz kendimizi akıntıdan kurtarıp ancak bir durum tespiti yapabilme imkânı elde ettiğimizde, herhalde yaşadığımız dünya böyledir, demekten başka seçenek gözükmüyor. Sadece siyasi olayların, vukuuna ihtimal verilmeyecek nitelikte cereyan etmesinde değil, diğer türden olaylarda da benzer bir cereyanın etkilerini gözlemlemek mümkündür. Vukuuna ihtimal veremediğimiz olaylardan adeta kendimizi çekip alma duygusuyla tepkide bulunuyoruz. “Saçma”, “absürt” şeklinde nitelendirsek de veya kahkaha atmakla, öfkelenmekle ya da tepkisiz bir tavır sergilesek de, karşı karşıya bulunduğumuz olayların vukuunu ihtimal kategorisinde bile algılayamadığımız sonucuna varabiliriz.

Görünüşün buna benzer bir algıya yönlendirmesinde ve vardırmasında acaba bir tuhaflık yok mudur Yani vukuuna ihtimal verilmeyen herhangi bir olayın görünüşü bile asıl gerçekliğinden bütünüyle yalıtılmış olarak algılanamaz. Görünüş algısıyla gerçeklik algısı belli ölçüde farklılık taşıyabilir, dolayısıyla yanlış ya da doğru değerlendirmesi anlam kaybına uğramaz. Çünkü yanlış değerlendirme de sonuçta muhakemeyle ilişkili bir ameliyedir ve yanlışlığın farkına varılma imkânı içkindir, içinde taşır. Kimi zaman yanlış değerlendirme, hakikatin, doğrunun, iyinin ve güzelin daha derinden kavranmasına olağanüstü hizmette bulunabilir.

Oysa vukuuna ihtimal verilmeyen şeklinde gözlemlenen olayların dünyasında değerlendirme ameliyesi adeta iptal edilmiş bir nitelikte cereyan ediyor gibidir. Olağan ya da olağanüstü tarzında bir değerlendirme, aynı zamanda bir algılama fırsatı ve imkânı seçenek olarak bile bulunmamaktadır sanki. Ve bu bir algı olarak ortaya konulmaktadır. Daha doğrusu böyle bir algının icbariliğini, muhakemeye, iradi tercihe meydan vermeden, kendi algımızmış gibi alıntılar durumda bulunuyoruz ya da tutuluyoruz.

Sözgelimi Malatya’nın Kürecik bölgesine yerleştirilen radar olayı, fizik şartları bakımından gerçektir. Radar aygıtının, ona bakacak, kullanacak insanların hareketi, mekân değişimi somut, maddi bir olaydır. Ama bu gerçek olayın kendisi değil, ilinti ve bağıntısı olmayan görünüşünün doğurduğu bir algı orta yerde durmaktadır. İşte bu orta yerde duran algının esas alınması halinde bile, gerçekte radarın görünüşünü algılamak ne kadar imkânsız ise, görünüşünü gerçekliğine bağlayıcı ilinti ve bağıntı da o derece kopuktur. Şekilsiz, biçimsiz, boyutsuz, niteliksiz bir “heyûla” (kelimenin aslı Grekçe “hyle”, yani madde iken tanımlanamayan şey mecazi anlamını kazanmıştır) ve algısı ortadadır.

Savunma sistemi olarak tanımlanan “Patriot” füzeleri de böyledir. Ancak kahkaha mı, öfke mi, sükût ya da sabır mı olması gerekeni belirlenemeyecek bir tepki kuşkusu da bulunmaktadır füze olayında. Çünkü yüzlerce milyon liralık somut, maddi, sayılır, hesaplanır bir maliyet söz konusudur. Öyle sanıyorum ki, vukuuna ihtimal verilemeyecek olaya da tam ve eksiksiz bir örnek oluşturmaktadır. Eğer söz konusu “Patriot”lar şehrin (Maraş’ın) kuzeyine, yani Ahır Dağı’nın eteklerine yerleştirilmişlerse, basındaki bilgiler doğruysa, bizim Kılılı Beldesi’ne ancak erişebilir. Doğu’da Pazarcık ve Narlı’dan vazgeçtim, Kapıçam’a ulaşırsa, eyvallah!

İşte bu füze sistemlerinin gerçekliğinden hareketle bir muhakeme ameliyesiyle değerlendirmede bulunmak isteyen Saadet Partisi, İskenderun’da vukuuna ihtimal bulunamayan bir “algı”yla karşılaşmıştır. Gerçeğin kavranması için bu “algı”nın gerçeksizliğinin tespit edilmesi gerekiyordu. Ama devam ve ısrar edilmesi de bilmecburiye zorunlu ve elzemdir.