Bismillahirrahmanirrahim;
Âlemlerin Rabbi, dünya ve ahiret saadetimiz için İslam’ı bir nizam olarak gönderen, hesap gününün sahibi Allah (C.C.)’a hamd, muallimimiz, liderimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.)’ya salât ve selam olsun.
Biz; neyiz, kimiz, ne yapıyoruz, niçin yapıyoruz, nasıl yapıyoruz Bu sorular yapacağımız nefis muhasebesinin anahtar sorularıdır. Biz insanız, eşrefi mahlûkatız ve Müslüman’ız elhamdülillah. Bizler, Allah’ın kulları ve halifeleriyiz. Bizler, bunun dışında bir şey değiliz. Batıl ilahların, yalancı önderlerin, sapık ideolojilerin, Siyonizm’in, şeytanın, batı müktesebatının kulları, köleleri, ötekileştirdiği kimseler değiliz. Bizler, Darvin’in maymunları, Luther’in, “Biz yabancılar üstün ırk olan Yahudiler karşısında, onların masasından düşen ekmek kırıntılarıyla beslenen köpekler gibi olmalıyız” dediği yabancılar da değiliz. Biz, ne Yahudi’yiz ne de Hıristiyan. Ne Budist’iz ne de Şaman. Münafık değiliz, müşrik değiliz, fasık ve facir de değiliz. Kâfir ve ateist de olamayız. Dünyacı da olamayız. Biz, Allah bizi ne olarak yaratmış ise oyuz. Biz mahlûk olarak insan, fıtrat olarak da Müslüman’ız. Biz, ehlisünnet vel cemaatiz. Biz, hakkın hâkim batılın zail olması için cihat eden vasat bir ümmetiz. Biz dünya hayatını iman ve cihat olarak görenlerdeniz. Bilelim ki Allah’tan başka ilah yoktur. “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı, yer ve gök, (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki Arş’ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.” (Enbiya: 22) Hz. Muhammed (S.A.V.) Allah’ın elçisi ve kuludur. “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” (Ahzab: 40)
Kur’an Allah kelamıdır ve İnsanlara Allah tarafından bir hidayet rehberi olarak gönderilmiştir. “İşte bu (Kur’an), kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir.” (İbrahim: 52)
İslam; Allah’ın razı olduğu ve dünya ve ahiret saadetinin tek çaresi olan bir hayat nizamıdır.
“Allah nezdinde hak din (hayat nizamı) İslam’dır…” (Ali İmran: 19) İslam bütün insanlık için mecburi istikamettir. Bizler İslam dininin hem şekline hem de ruhuna uymakla mükellefiz. Rabbimiz buyuruyor: “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın; tefrika yapmayın…” (Ali İmran: 103)
Müslüman, Allah ve Resulü’nün emirlerine teslim olmuş kimsedir. Bu emirlere teslim olmadan bir kimse nasıl Müslüman olabilir ki! Müslüman Kur’an, Sünnet ve İslam ile izzet bulan kimsedir.
BATIL KABULLER
İstatistiklere göre yeryüzünde bir bucuk milyar Müslüman yaşamaktadır. Müslümanlar zengin kaynaklara, dinamik ve genç bir nüfusa sahip olmalarına rağmen bugün izzet içinde değil; zillet içinde yaşamaktadırlar. Niçin batıla inananlar üstün konumdalar da, İslam âlemi zillet ve yenilmişlik hâlindedir Bu zahiri hâlin çeşitli sebepleri olmakla birlikte, gerçekte bu durumun iki nedeni vardır. Bunlardan birincisi İslam düşmanı inkârcıların, “Küfür tek bir millettir” esası gereği birlik ve ittifak halinde olmaları, Müslümanların ise, “İnananlar tek bir ümmettir” esasına rağmen tefrika içinde bulunmaları, dağınık hâlde olmaları ve siyasi birlik ve şuurundan yoksun olmalarıdır. İkinci sebep ise İslam düşmanlarının batıl davalarına samimiyetle sarılmaları, gayelerinin gerçekleşmesi için mallarıyla, canlarıyla mücadele etmeleri, inananların ise onların aksine hak bildikleri İslam’ı bir dava olarak görmede yaşadıkları bunalım ve adil bir nizamın kurulması için mallarıyla, canlarıyla cihat etme şuurundan mahrum olmalarıdır. Bu iki hâl, İslam âleminin bugün içinde bulunduğu olumsuz durumun ve zillet hâlinin en belirgin sebebidir.
Müslümanların marufu emreden, münkeri yasaklayan bir ümmet olmaları İslam’ın temel farzlarından birisidir. Sefere çıkarken yol emiri seçmeyi zorunlu gören İslam, hakkın hâkim batılın zail olması için verilmesi gereken mücadelede bir imam, lider etrafında toplanarak bu görevi yerine getirmeyi inancın gereği saymaktadır. Cihat emirine biat ve itaat, İslam dininin temel esaslarındandır. Bu iki esasa tabi olunmadan ümmet olunmaz. Biatsiz ve itaatsiz ümmet olmak imkânsızdır.
Küfre rıza göstermek batıl bir kabuldür. Zinaya, içkiye, kumara, faize, batı ahlâk anlayışına rıza göstermek batıl bir kabuldür. İslam dininin insanlara bir hayat tarzı önermediği, bir düzen sunmadığı şeklinde ortaya çıkan kabuller de batıldır. Diyalog, İslam dinini tebliğ, teklif ve hâkim kılmak içindir. Bugünkü diyalog çalışmaları İslam’ın içini boşaltma çalışmasıdır ve batıl bir kabuldür. Batı medeniyetinin İslam medeniyetini yendiği ve üstün medeniyet olduğu kabulü batıldır. Müslüman bir şahsın modern cahiliye düzenlerinin yöneticileri olabileceğine dair kabuller de batıldır. İçinde ümmet olma, cihat etme fikrinin bulunmadığı bir İslam ve hizmet kabulü de batıldır. Kur’an’sız ve sünnetsiz bir İslam anlayışı batıl bir kabuldür ve sakattır.
Müslümanların hayatı iman ve cihad olarak kavramaları dışında ki kabulleri de batıldır. Müslümanların, izzeti İslam’da değil; Yahudi ve Hıristiyanlar nezdinde aramaları batıl bir kabuldür. Rabbimiz buyuruyor: “Müminleri bırakıp da kâfirleri dost ve yönetici edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” (Nisa: 139) Müslümanların hakkı hâkim batılı zail kılmak için kendilerine bir görev teklif edildiğinde, zamanım yok, çok meşgulüm, işim gücüm var, ben buraları bilmem tanımam, yalnızım, kimsem yok, biz zaten bunları yapıyoruz gibi bahanelerle teklif edilen cihat görevinden kaçması, farz olan sorumluluktan kurtulacağını zannetmesi batıl bir kabuldür. Rabbimiz buyuruyor: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah yerinize öyle bir kavim getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever. Müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihat ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah’ın lütfu boldur, O her şeyi bilendir.” (Maide: 54)
ZİLLETTEN İZZETE
Zilletten kurtulup izzete ermek, ancak iman ve cihat iledir. Rabbimiz buyuruyor: “Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır. O’na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah’a salih amel ulaştırır. Kötülüklerle tuzak (düzen) kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı (düzeni) bozulur.” (Fatır: 10)
Hakkı hâkim kılmak, nefsimizi, ferdi, toplumu ve kurumları İslam’la ıslah etmek ve bu gün ırkçı emperyalizm tarafından yürütülen ifsad ve zulüm düzenini engellemek, bir kimsenin veya gurupların birbirinden bağımsız tek başlarına yapabileceği bir görev değildir. Bu çalışmalar ittifak halinde, teşkilatlanarak, BÜNYANÜN MERSUS gibi kenetlenerek yapılması emredilmiştir. “Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi (BÜNYANÜN MERSUS) saf bağlayarak savaşanları sever.” (Saf: 4) Bu mücadelenin başarıya ulaşmasının en önemli şartı, sağlam bir teşkilat yapısına sahip olmaktır. Görevlerin ittifak halinde, hep beraber teşkilatlanarak disiplin ve ciddiyetle yürütülmesi bir tercih değil zorunludur ve inancın gereğidir. Rabbimiz buyuruyor: ”Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Ali İmran: 104.) Peygamberimiz buyuruyor: “Allah’ın eli cemaatin üzerinedir. O halde kim kendisini (cemaatten) ayırırsa o cehennem için ayrılacaktır.” (Tilmizi) Peygamberimizin şu beyanı, teşkilat halinde çalışırken yapılması ve yapılmaması gereken hususları net bir şekilde ortaya koymaktadır. Peygamberimiz (S.A.V.) buyuruyor: “Allah (C.C.) sizin için üç şeyden razı olur ve sizin üç şeyinize de kızar. Razı olduğu şeyler: 1- Ona ibadet edip şirk koşmamanız, 2- Toplu olduğunuz halde İslam’a sıkı sıkıya sarılıp tefrikaya düşememeniz, 3- Allah’ın (C.C.) başınıza emir tayin ettiği kimselerin sözünü dinlemenizdir. Kızdığı şeyler ise: 1- Dedikodu, 3- İslam gayesi dışında lüzumsuz yerlerde malı israf, 3- Fazla soru sormanızdır.” (İmam Malik)
Teşkilat halinde yürütmeye mecbur olduğumuz bu çalışmalar Disiplin ve Ciddiyet gerektiren çalışmalardır. Rabbimiz buyuruyor: “İşte onun için sen (tevhide) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah’ın indirdiği kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum…” (Şuara: 15)
İtaatsiz cihat olmaz. İtaat; verilen görevleri yerine getirmek, denileni yapmaktır. “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan emir sahiplerine de (cihat emirlerine) itaat edin…” (Nisa: 59) ayeti, itaati farz kılmaktadır. Peygamberimiz (S.A.V.) buyuruyor: “Müslüman bir kimse, hoşuna gitsin gitmesin, bütün işlerde günah olmadıkça, idarecinin emirlerini dinlemek ve itaat etmek mecburiyetindedir. Eğer idareci günah olan bir hususu emrederse, o zaman onu dinlemek ve itaat etmek gerekmez.” (Buhari ve Müslim) “Kim yeryüzünde Allah’ın dinini ve davasını temsil eden Müslüman bir idareciyi küçük düşürürse, Allah da o kimseyi küçük düşürür.” (Tirmizi: 48)
Denileni yapmadan “…işittik ve itaat ettik…” mümin duyarlılığını göstermeden izzet bulunmaz vesselam.