Yaşama sınırı insan hayatının hangi bucaklarına kadar ulaşabilir. Kesinleşmemiş birtakım verilerin kesinleşmiş üst penceresinden alana getirilmesi var olanı olduğu gibi kabullenme veya kabullenmeme durumu doğururken çizginin ana arteri nasıl bir resim geliştiriyor. İnsan sınırı insandan başka nasıl şekil alabilir dahası aldığı şekillerle atmosferde benzeştiği ya da benzeşiği olan bir duruma tahammül metresi hangi uzaklıkta gelişebiliyor. Uzaklıkla görüş arası mesafesi yaşama sınırının hangi bağlamından kendine kıvrılıyor. Kendi mesafesini tayin edemeyen varlık olarak insan zaman kumsalında hangi derecede dağılganlığa meyilli veya değil… Hiçbir insan kendi zamanını tayin etme gücüne sahip olmadığına göre sınırın taşlarının sertliği konusunda hayat bağlamı kendi gerçekliğini kendi gündemiyle çalıştırıyor. Yaşama sınırında ölümün insana verdiği çizikler geleceğe gelişim perdesinden asıl varlığa ulaşım yolunda insan ruhuna ait birtakım bucaklar oluşturuyor. İnsan hangi yöne giderse gitsin sonunda kendi gerçekliğine dönme çizgisinin uçlarıyla karşılaşıyor. Bu uçlar yaşama sınırının uçlarıdır. Peki, hayat zaman duvarında hangi durumda kendi gerçekliğini teşkil ediyor.
İnsanın bu dünyadaki varlığı bu dünya için bu dünyadaki kadar gerçekleşiyorsa yaşama sınırı içten etkenlerle mi var oluyor yoksa dıştan muğlâk yani belirsiz dayatmalarla mı gerçekleşiyor veya gönüllü bakiye mi gelecekteki varlığına. Geçmişten gelen belli aralıklarda donmuş miras biteviye tekrarlar oluşturarak kendi gerçekliğinde aralıksız tekrarlanıyor mu. Zaman döngüsünün ruha verdiği basınç dünya katılığıyla insanın kendi gerçekliği arasında gelgitler meydana getiriyor. Bir duvar ve o duvar elimizi uzatsak değecek gibi ama elimizi uzattığımızda o kadar katı ve uzak ki… Öte yandan sürekli deveran etme durumuyla gürültüsü bizi sarıp sarmalıyor. Hem katı hem oldukça uzak… Uzaklık zaman döngüsü üzerinde gerçekliğe ulaşan yaşam sınırları… Yaşama sınırı yaşam sınırlarını baskıladığından döngü sürekli kendi gerçekliğini dayatıyor. Üzerimizde dünya kadar dünyasızlık var.
Uzaklık varlık bilgisinden kaynaklanıyor. Var olduğunu bildiğimiz mesafe orada öyle duruyor ama hiçbir yerde yok. Sadece döngü kendi gerçekliğini tamamlıyor. Biz insanlar kendi varlığımızla zamanın uçlarına bile dokunamıyoruz. Örneğin zamanı alıp bir yerde durduramıyoruz. Çünkü durduğumuz gerçeklik de nihayetinde zaman duvarından bir mesafe… Ruhun aldığı basınç sadece gerçekliğe çarpıyor. Bizim dışımızda oluşan gerçeklik bizim mesafemizle sınırlarımızı çiziyor. Yaşama sınırı sosyalitenin verdiği aparatlarla zaman duvarına varıyor. Herhangi bir anın arkasından gelecek an konusundaki gerçekliğe dair bir verimiz yok. Burada kesinlik kendi sınırlarını kendine topluyor. Ve o sınırları hayat diye geride bırakıyoruz. Peki ilerisi… İlerisi yok… Varla yok… Var olduğunu bilsek de gerçekte gerçekleşmiyor. Ama gerçekleşme ihtimal dâhilinde. Biz kendi gerçekliğimizle zamanın bir mesafesinde yer alıyoruz.
Gelecek gelmiyor şimdi var oluyor. Her şey şimdide deveran ediyor. Çünkü gelecek dediğimiz, zamanın katı gerçekliğidir… Elimizi uzatsak elimiz değecek gibi ama elimizin değmesinin mümkünü yok zaman duvarının katılığından dolayı. Biz güncel yaşam içerisinde yarını düşünüyoruz, planlıyoruz ama gerçeklik olarak yarın diye bir şey yok. Gerçeklik gerçekleşmeden var olamaz. Katı bir durumdan bahsettiğimin farkındayım. Zaman dediğimiz gerçeklik katı gerçekliktir. Çünkü bir an sonramız meçhulümüzdür. Ayarladığımız takvimlere göre yaşasak da gerçekte gerçekliğe göre yani zamanın katı gerçekliğinde yaşıyoruz. Yaşadığımız, katı gerçeklikten bir mesafedir. Bu mesafelerden hayat meydana geliyor.
İnsan zamanın dışına çıkamayacak kadar gerçek bir varlık!