Siz asıl Avrupa daki Türkleri görmeli idiniz.

Onların hayatlarının nasıl tamamen futbola endekslendiğini.

Türk takımının adeta gazaya uğurlanmış ordu gibi görüldüğünü.

Hatta futbolcuların bir ermiş gibi insanların kalplerinde ulvi noktalarda taht kurduğunu.

Sadece erkekler değil kadınlar, hatta ev hanımları, dahası dini bütün kesimi saran o futbol heyecanı görülmeye değer.

Maç akşamları telefonlara bile bakılmayıp, nefesini tutmuş aile bireylerinin galip bitecek bir mutlu sonucu görmek için dualarla, şükürlerle karışık o ruh halini biraz daha anlamaya çabaladığımızda.

Göçmen kalbinin tüm ezilmişliğini; okullarda, işyerinde "ne işin var benim ülkemde" türünden kendisine fırlatılan her tepeden bakışın acısını hafifletebilme yolu bir nevi futbol.

Almanın işyerini temizleyen babasının elindeki süpürgeyi gören genç kızın başı eğilmese de, onuru ile çalışan, evlerine haram lokma sokmadan, alın teri ile rızkını kazanan babasından utanmasa da.

Yine de kalbinde her zaman ince bir sızı olarak kanayan ezilmişliğine bir merhem gibi gelmekte futbol.

Bu yüzden küçük Ayşe nin o gün okula ne kadar başı dik gittiğini görmeli idiniz.

Alman arkadaşları ile konuşurken sözü sürekli futbola getirip de, sevinçle " biz neymişiz, işte böyle efsaneyiz" türünden bir milli gururu yaşayışını.

Ahmet in kendisini gördüğünde yüzünü buruşturan ırkçı komşusuna, göğsünü gererek balkonuna astığı bayrakta dalgalanan kurtarılmış onurunu.

Şu anda hangi fikirde olursa olsun, dışarıdaki Türkler tek yürek.

Hatta içeridekilerden çok daha fazla, bir kalp halinde çarpmaktalar.

Sağcısı, solcusu futbol konuşmakta.

Genci yaşlısı.

Hacısı, hocası.

Camilerde en öncelikli konu.

Müsabakalara göre hocalar vaaz programını belirlemekte, çünkü en dindar cemaati bile o saatte camide bulmak çok güç.

Hani bu kadarını beklemiyordum, yaşlı hacı teyzelerin gündemine bu kadar gireceğini, birbirlerine telefon açıp, "hacım bugün bizim çocukların maçı var, Kur an-ı Kerim de şu duayı oku, birkaç arkadaşına haber ver ne kadar çok okursak, o kadar iyi olur." Fetih surelerinin, Yasinlerin, Cuma surelerinin bu kez futbol için kapıları açacağını duyacağım hiç aklıma gelmezdi.

Adeta o reklâm filmi gerçek olup, açık- kapalı annelerin çocuklarını övmesi gibi; kadınlarımızın evladı gibi gördüğü Türk takımına, anne yakınlığını duyması çok enteresandı.

Sonra diğer Müslüman ülke çocuklarının bilinçaltlarında, haça karşı hilalin başarısını bu kadar özlediklerini de tahmin edemezdim.

Küçük esmer yüzleri, kara gözleri, beyaz dişleri ile katıldıkları, bir koro halinde yükselen o sevinci görmeliydiniz.

İsviçre maçı öncesi her yan gelincik tarlasına döndü.

Arabalarını Türk bayrakları ile süslediler.

Almanlara da bu modayı taşıdılar, şimdi onlar da arabalarına bayrak takmaktalar, tıpkı Türkler gibi maç kazandıklarında Almanya yı savaş alanına çevirip, patlayıcı maddelerle ortalığı ayağa kaldırmaktalar.

Bu soğuk ırk, Akdenizli sıcakkanlı Türklerden fazlası ile etkilenmekte.

Akıllı Türkler ise nerede yaşadıkların unutmayıp, arabalarına Türk bayrağı takmışlarsa, bir de Alman bayrağı takarak birliktelik mesajı vermekteler.

Fanatikler ise her taraflarını Türk bayrağı ile kaplamışlar.

En fazla Çek galibiyeti sonrası yaşanacaklardan korktum.

Bu zafer bizim başarıya hasret, kabına sığamayan çocuklarımıza neler yaptırır diye çok endişelendim.