Yaşadığımız coğrafyaya bakın… Toplulukları sömürerek, semizleşmiş güçler, doymak nedir bilmiyorlar.
Karışmadıkları ülke, karıştırmadıkları mekân yok.
Her yerde varlar… Toplarıyla, tüfekleriyle, bayraklarıyla, askerleriyle, her kıtada arzı endam eyliyorlar.
Güçsüz bırakılmış ülkeler, ne yazık ki, yardımcı oyuncu rolünde değiller. İradeleri dışında gelişen olaylara, taksimlere, kararlara boyun eğmekteler.
Dünyanın gidişatını değiştirmek, olup bitene rıza göstermeden, itiraz etmek, kimsenin harcı değil sanki adaleti de güçlüler dağıtıyor,yoksulluğu da,lüzumsuzluğu da…zayıf bırakılmışlar,kaderlerine razı Bir hal ile hayata devam ederlerken…burnumuzun dibinde,Suriye hala kanayan yara..müslümanlar yokluk ve sefalet içinde,ölümler yaşamaktalar.
Yanlıştan dönmek bu kadar mı zor?
Bölge ülkeleriyle oturup kendi geleceğimizi belirlemek, mümkün değil midir? En azından konuşmak… Dertleşmek, problemlere yönelik düşünceler üretmek meşakkatli bir hal midir?
Atılan bombaların cinsi ne olursa olsun ölen Müslümanlardır.
Hangi uçak bomba atarsa atsın, altında kalan müslümandır.
Hangi tüfek ateş alırsa alsın, ölen ve yaralanan yine müslümandır.
Bu ne menem şeydir ki, her halde, zararlı çıkan, ölen, sürülen, sömürülen, güdülen müslümanlar olmaktadır?
Ne oldu ruhlarımıza?
Bizim bağımsızlık zırhımızı kimler deldi?
Taşla, sopayla, palayla düşmanı topraklarından kovan sütçü imamlara ne diyeceğiz?
Günlük kaygılara yem olmaktan kurtulmalı değil miyiz?
Yeniden dirilmek… Yeniden var olmak… Allahın ipine sarılmak… Adaletle herkese bakmak mümkündür.
Ne yapmalı peki?
Kaportası Suriye, motoru Rus uçağı askerlerimizi şehit ederken, biz, doların ateşini söndürmekle meşguldük… Aslında kimse yüksek sesle, ne oluyor, bir müslüman, bir rusla ortaklık kurup başka bir müslümanı nasıl öldürür, diyemiyor… Vay ki ne vay…
Öyle kirli ilişkiler yumağı bu coğrafyada ortaya çıkıyor ki, hepimizin aslında utanması gerekiyor.
Bir birimizin boğazına çöktük… Birbirimizle uğraşıp duruyoruz… Elbet, güç sahipleri bizi zayıf düşürmek... Bizi birbirimize düşürmek için her şeyi yapacaklardır…
Lakin biz ne yaptık bütün bunların karşısında?
Uyuduk… Uyutulduk… Seyirci olduk… Televizyonların karşısında film seyreder gibi, zelilliğimize nazar ettik.
Utanç sıradanlaştı hayatımızda.
En azından, bugün itibarıyla… Yarın geçtir, derhal müslümanın müslümanı öldürmesinin önüne geçilmelidir. Bu yolda ne yapılması lazım geliyorsa, o yapılmalıdır.
Bir müslümanın ölümü, bin yıllık iktidar rüyasından daha mühimdir.
Öyleyse, fillerin tepişmesine izin verilmemelidir. Bu yolda, akıllar öne, şuurlar açık tutulmalıdır.
Büyük ülke olmak… Dünlerle övünmek, ancak akıllı hareket etmekle, doğruları çoğaltmakla olabilir.
Otlar mesabesindeki gariplerin çığlığını duymayan batı... Ötesi, okyanusun berisi ötesi, utanç içinde yok olmalıdır.
Köpeklerine dahi sahip çıkmada endişe duymayan batı ve avenesi, bir günde yüzlerce müslümanın ölmesine, öldürülmesine kayıtsız kalabilmektedir.
Bu hal bile bizi uyandırmıyorsa vay halimize…
Yine de umut doluyum. Yarın, mutlaka şafak sökecektir… Masmaviliğiyle gün, bize adaletli, Allahın hoşnut olacağı bir düzen bahşedecektir… Yeter ki, talep eden olalım… Gereğini yapalım...