1. Nikâh yani evlilik, bir lüks ya da ayıp bir durum değildir. Allah Resulünün sünneti ve terk edeni ümmetinden saymadığı bir husus, Allah’ın ise emridir. Bu yüzden bu meselenin çok fazla konuşulacak, dedikodu yapılacak ya da tartışılacak tarafı yoktur. İffetin muhafazası endişesi olduğunda ise evlilik, farz olmaktadır.
2. Evlenilmesi sünnet veya farz olan dönem, buluğ değil rüşt dönemidir. Rüşt, buluğ çağından sonra kişinin ahlakının ve psikolojisinin tam olarak oturması çağıdır ve orta yaştan önceki çağ olarak kabul edilir. Ortalama yirmili yaşlar diyeceğimiz bu dönem, bölgeye veya aileye ve hatta kişiye göre değişiklik arz edebilir.
3. Evlilik, sadece iki kişinin birlikte olmasından ibaret değildir. Dini boyutları yanında siyasi, sosyal ve hukuki sonuçları da olan bir meseledir. Bu yüzden Hanefi Mezhebi’nde nikâh; bir akit, şirket, kurum veya sözleşmedir. Evliliğin sonucunda; çocuklar, yeni akrabalık bağları ve miras meselesi gündeme gelmektedir.
4. Bu durum da evliliğin, kayıt altına alınmasını gerektirmektedir. Bu yüzden evliliğin üç aşaması vardır: Akit yani şahitler ve dini nikâh dediğimiz kısım, ilan yani nikahı gizlememek ve bir de son olarak zifaf yani kızın baba evini terk edip eşinin evine intikal etmesi. Bu yüzden gizli nikâh, nikâh değildir.
5. Şahitlik, bugün işlerliğini kaybetmiş bir meseledir ve konu üzerinde yeniden düşünmek icap ediyor. Zira gelenekte, yazılı akitler yerine sözlü işlemler yapıldığı gibi evlilik ve boşanma işleri de sözlü olarak yürütülebilmekteydi. Fakat onaltıncı yüzyıldan sonra yalancı şahitlik ve suiistimallerin artması üzerine Osmanlı, nikâhın ve boşanmanın mahkeme huzurunda yapılması şartını getirmiş; mahkeme huzurunda yapılmayan akitleri hukuken geçersiz kabul etmiştir. Günümüzde çeklerin ve hatta yazılı borçların bile ödenmediği bir zamanda ve insanların birbiri ile tanışmadığı bir dönemde, sadece sözle iş yapmak çok da dini bir tutum değildir. Ayrıca “müdâyene ve mükâtebe” ayetinde, borçların ve tüm önemli işlerin yazılması emredilmiş hatta şahitlik ve ipotek ile de bu yazının desteklenmesi istenmiştir. Önemli meselelerde bu hususları ihmal ederek insanların yanlış yapmasına sebep olmak da yine yanlışa ortak olmaktır.
6. Evlilik, maddi bir yük değil aksine berekettir. Dinin ve hatta ibadetin yarısı evliliktir buyuruyor Efendimiz Sallellâhu Aleyhi ve Sellem.
7. Evlilik, işlerimize ve kariyerimize mani değildir. Aksine hayatımızın düzene girmesi ve olgunlaşmamız hatta sosyalleşmemiz için en önemli vesiledir.
8. Evliliğin bir amacı da çocuk sahibi olmaktır. Evlenip çocuk sahibi olmak, hayata ve hatta İslam’a bir katkıdır. Bile bile çocuk sahibi olmamak ise, insan neslinin devamına engel olmanın bir çeşididir.
9. Evlenmemin, genel olarak iki meşru gerekçesi vardır: Fakirlik ve evliliğe mani derecede hastalık. İlim de evlenmemek için bir gerekçe gösterilmişse de bu bir şart değil tavsiyedir. Fakirlikten kasıt ise bugünkü ailelerin anladığı anlamda lüks yerlerde düğün yapmak, takı ve diğer eşyaları alacak derecede servet sahibi olmamak değildir. Fakirlikten kasıt, hayatını idame ettirecek derecede rızka ve malını, canını koruyacak bir barınağa sahip olmamaktır. Bu barınağın metrekaresi veya mülkiyeti önemli değildir. Allah’ın kefil olduğu rızk da budur: Tok olarak uyumak ve sabahlamak, haramını örtecek elbise ve bir de malından canından emin olarak geceleyeceği bir barınak. İnsanın hakkı olan dünya nimeti de budur.
10. Evlilikte dikkat edilmesi gereken en önemli kriter, denkliktir. Denklik; din ve ahlak, mal ve soy, güzellik ve diğer her türlü hususta, kadın ile erkek arasındaki uyumdur. Fakat kadının; yaş, ilim ve ahlak gibi konularda kendinden daha üstün biriyle evlenmesi tavsiye edilmiştir. Zira evin reisi erkektir. Erkek, kadından zayıf olması durumunda idare görevlerini yerine getiremeyeceği için kendisini ve ailesini mutlu edemeyecektir.
11. Evlenmek kolaydır. Zor olan ise evliliği yürütebilmektir. Zira evliliğin yürütülmesi, sadece sevgi ve tercihe bağlı değil; hak ve sorumluluklar ile de alakalıdır. Canımız istediği zaman baba, istediğimiz zaman evlat olamayız. Canımız istediği zaman eş, istemediği zaman da düşman gibi davranamayız. Hak ve sorumluluklar neyi gerektiriyorsa ona göre hareket etmeliyiz.
12. Kadın ve erkeğin, evliliğin yürütülmesinde, birbirlerinin fıtratlarını asla hafife almamaları ve rollerini unutmamaları; ayrıca aralarındaki mesafeleri korumaları gerekir. Kadın, korunmak ve güvende olmak; erkek ise yönetmek ve sahip olmak ister.
13. Tabi ki daha başka ayrıntılı hakların; dini, hukuki, sağlık ve diğer alanlardaki uzmanlardan öğrenilmesi gerekir. Bir perde için on beş gün gezen bir çiftin, dini hukuki ve sağlık alanında bilmeleri gereken şeyleri öğrenmemeleri, bu hususa ehemmiyet vermediklerinden kaynaklanmaktadır.
14. Eşimiz; bizim sevdiğimiz, komşumuz, akrabamız, din kardeşimiz ve dostumuzdur. Bu da hak ve görevlerimizin kat kat olduğu anlamına gelmektedir.
15. Eşimize karşı sorumluluklarımızı ihmal etmek; hem Allah’a isyan etmek hem de kul hakkına girmektir. Ve eş hakkı, çok ağır bir vebal ve ağır bir kul hakkıdır…