Ortadoğu nun olduğu kadar, İslam dünyası ve dünyanın, haksızlığa uğramış ve aynı zamanda uğratılmış bir halkı olan Filistinliler, diğer yandan en dirençli, onurlarını korumada en kararlı ve kültür düzeyleri yüksek bir halk olduklarını, son yapılan seçim ile ortaya koydular. Yurtlarında olduğu kadar, sığınmak zorunda kaldıkları ülkelerde de, İsrail in kin ve şiddet dolu katliamlarına uğramaları, toplumsal, siyasal, iktisadi ve kültürel ablukaya alınmaları, onları inandıkları ve savundukları doğrulardan vazgeçirtmedi. Sabırla, ısrarla, diplomasi ve hukukun nesnel kurallarına bağlı kalarak doğrularını, haklarını tüm dünyaya anlatmayı sürdürdüler. Yurtları gibi parçalanmış hayatları, meslekleri, işleri, geçimleri ve gelecekleri, onları yıldırmadı, umutsuzluğa düşürmedi, iman ve bilinçlerinde körelmeye götürmedi. İslâm dünyasının sürekli kanayan bir yarası olarak, birlik, dayanışma, düşünme ve eylemde bulunma azim ve mücadelelerini bir deva gibi canlı tuttular. Dünya medyasının tek taraflı olumsuz ve önyargıya dayalı yayınlarına rağmen, haklılıklarında tereddüte düşmediler, umutsuzluğa kapılmadılar. Bağımsızlık istek ve özlemlerini, kültürel zenginlikleriyle, düşünce birikimleriyle beslediler. Bu özellikleri onları onurlu kıldığı kadar, olgun bir halk olduğunu da dikkatlere sundu.

Son seçim bunun açık bir göstergesidir. Bazı taşkınlıklara, ortamın getirdiği bir takım fevri hareketlere bakarak olumsuz değerlendirmeler yapılmamalıdır. İsrail ve ABD nin beklentileri aksine ortaya çıkan seçim sonucunu gölgelemeye yönelik tavırları, Filistin halkına olan güveni sarsmamalı ve olumsuz yargılara götürmemelidir. Amerika da New-con.ların şaibeli seçimle iktidarı ele geçirmelerinin aksine Filistin halkı, demokratik kurallar çerçevesinde, iradesini serbestçe El-Fetih yönünde değil, Hamas lehine kullanarak iktidar değişimini gerçekleştirmiştir. Kendisini yönetmesini tercih ettiği yeni iktidarın niteliğini ve meşruiyetini, ne İsrail, ne ABD ve ne de Avrupa nın bazı yöneticilerinin icazeti belirleyemez.

Oysa bu ülkelerin yöneticileri, Filistin halkının iradelerini kendi isteklerine bağlı görmenin sonucu olarak, iktidara gelen Hamas a karşı kendiliğinnden düşmanca bir tavra yönelmişlerdir. Bununla da kalmayarak örtük ve açık tehditler savurmaya başladılar. Demek istiyorlar ki, "Seçim yapabilirsiniz, iktidarları değiştirebilirsiniz, ama bütü bunlar benim beklentimin benzeri olmalıdır. Yoksa kabul etmem!"

İsrail in, ABD nin ve Avrupa nın Filistin halkından istediği, daha doğrusu reva gördüğü "güdümlü demokrasi"dir. Bir demokrasi oyunudur. Filistin halkı böyle bir oyunu onuruna yediremediği, olgunluğuyla bağdaştıramadığı için, özgür iradesiyle Hamas ı seçmiştir. Eğer Filistin de demokrasinin kurulması ve yerleşmesini İsrail, ABD veAB gerçekten istiyorsa, halkın iradesinin tezahürü olan Hamas iktidarını kabul etmek durumundadır. İyiniyet, demokratik kültür bunu gerektirir. Bundan sonra Hamas iktidarı, meşruiyet sınırları içinde kullanmayıp demokrasinin gereğini yerine getirmezse, buna karşı tavır alır, gerekiyorsa ilişkisini keser, yerine göre bazı yaptırımlara başvurabilir..di. Henüz hükümeti kurma görevi verilmiş Hamas ı reddetmek, ona karşı yaptırımlara başvuracağını ilân etmek, önyargılı olmak demektir. Demokrasiyi, kendi istek ve çıkarlarının basit bir vasıtası olarak görmek ve anlamak sonucuna götürür bizi.

Kuşkusuz Filistin halkı ve Hamas çetin şartlarla karşı karşıya kalabilir. Gideceği yol tuzaklarla, dikenlerle kaplıdır. Buna rağmen umutsuzluğa düşmemek, fevri davranışlara, politikalara yönelmemek durumundadır. İsrail in ve ABD nin, sinsi ve kışkırtıcı, hatalara sürükleyici iğvalarına karşı basiret ve feraseti elden bırakmamalıdır. Filistin halkının onur ve olgunluğuna halel getirici tavizlerden, kararsızlıklardan, tereddütlerden ve yılgınlıklardan kesinkes uzak durmalıdır.

El-Fetih yönetici ve mensupları, Filistin halkının irade ve tercihlerine saygıyla riayet göstermeli, Hamas a bilgi ve tecrübeleriyle yardımcı olmalıdırlar. Birbirleriyle didişmeleri, İsrail e, ABD ye ve AB ye düğün bayram zevki verir ancak.