Sırtındaki yeleği. Yeleğin iç cebindeki anahtar demeti. Şalvarın dökümleri bir koyun postu gibi üşütmüyordu onu. Bedeni yaşının değil bir gencin hızlı reflekslerini gösteriyordu. Hiç işinin

bitmeyişi, oturup kalkışı yanındakini yoruyordu. Kurduğu yer sofrasında bir dizini katlayıp üzerine oturuyor öbürünü dik tutup kendisine bir baston olarak dayanıyordu. Öğütlenmişçesine Çinli bir asilzade gibi dimdik oturuyordu. Kafasında sürekli iş projesi olduğundan konuşmayı fazla sevmiyordu. Kendisine sorulan sorulara fazla istekli cevap vermiyordu. Her dışarıdan gelenin kendilerini denek yerine koymalarına içten içe öfkeleniyordu. Kimler gelmiyordu ki köye. Oğlunun Rus profesör arkadaşları, İsrailli veterinerler, Fransız mühendisler, Amerikalı sosyologlar.

Dışarıdan her gelen temiz havayı, doğal ürünleri, sütü, yoğurdu, domatesi, ekmeği, koklaya koklaya yiyiyorlar, gülümseyerek gözlerinin içine bakıyorlar, gökyüzünü bile satın alacakmış gibi ince ince süzüyorlardı. Hiç bitmiyordu gelenler, köy elli senedir göç verse de gidenlerin aklı buralarda kaldığından ya gelip ev yaptırıp yazları oturuyorlar, ya da akraba ziyareti ile sık sık kapılarını çalıyorlardı. Geri göçe ise hiç sıcak bakmıyorlardı. Kalanlara bir hakaret gibi geliyordu geri gelenlerin tarla, bahçe için toprak, ev yapmak için arsa sormaları. Köylü toprak satmaz, satarsa da biz alırız diyorlardı. Bu yüzden yakın uzak akrabaya benzer konuda sorulan sorulara oldukça soğuk cevaplar veriyorlardı.

On yıl önce gelenler, terörü soruyorlardı. Issız ovalar, yuvarlak dağlar, haberlerdeki teröristlerin bastığı, katliamların yapıldığı köylere çok benziyordu. Bu köyü de terörist basar mı diye soruyorlardı. Yaşlı kadın da dâhil herkes adları gibi emin bir tarzda olmaz diyorlardı. Neden dendiğinde de, çünkü herkesin durumu iyi, Köyde yaşayanlar toprak sahipleri, ekip biçiyorlar, ahırları hayvan dolu, süt fabrikalarının kamyonları gelip kapılarından alıyorlar ürünü. Herkesin tavuk çiftliği var. Dışarıdan gelen gerekçe bulmakta zorlanmıyor. Farklı mezhepten aileler var, onlar teröriste yardımcı olamazlar mı Bilge kadın ve komşuları aynı kararlılıkla, yardım ve yataklık etmezler, neden etsinler ki onların da durumları çok iyi, aynı imkânlar onlarda da var, niye başlarını ağrıtsınlar ki

Kurulu düzenini bırakmaya zorlanan insanlar konuşulduğunda ölümden de acı diyor yaşlı kadın. Şimdi ben bu evi, hayvanı, toprağı, ağacı, ekini nasıl bırakabilirim, köylerini boşaltmaya zorlanan insanlara yaşarken en büyük kötülük yapma arayışındakilerin bulduğu fecaate yüreklerinin nasıl dayandığını soruyor. Terörü bitirmek bahanesi ile ancak, bir milletin tarım zenginliğine tırpan vurabilecek dış güçler ve onların yerli işbirlikçilerini tanıyacak kadar da her şeyin farkında olan bilge kadın ve köylüler, Ortadoğu nun en büyük koyun ticaretinin yapıldığı köylere bir kâbus gibi çöken yoksulluğu anlatıyorlar. On yıl önce herkesin evinin arkasına inşa ettikleri tavuk çiftliklerini gösteriyorlar. Bomboş. Dışarıdan gelenlere sormadan bu kez onlar cevaplarını bohçalayıp veriyorlar. Tarıma, hayvancılığa çok önem veren batı, çiftçiyi destekliyormuş görünmekten çok hoşlanıyor, para yardımı yapıyor tarlasını sürene, organik gıda ile kendi sağlığını korumak istiyor. Ama parayı verene bağımlılık başlıyor. Bu kadar zenginliği bir arada görmeye tahammül edemiyor batının sömürgen yüreği. Şeker ekim alanını sınırlayan sömürge gelenek, büyük baş hayvanlara deli dana karası çalmaktan muaf tuttuklarının karşılığı olarak koyun ticaretini bitirmeyi küçük buluyorlar. Tavukçulukta ilerleyen Türkiye köylüsünün yolunu kesmekte zorlanmıyorlar. Ne de olsa Kızılderililere virüslü battaniye dağıtıp, salgınlara sebep olan karanlık bir mazi, onlara daha çok emperyal ilhamlar verebilecektir.