Türkiye de siyasal partilerin temel özelliklerinden biri, ya milletimize yabancı fikirlere yaslanması, ya da sadece günü yaşaması, sıradanlığı, renksizliği ve fikirsizliği söz konusu. Bunlara, fikirsiz, renksiz ve sıradan demek de yanlış olur.

İttihat ve Terakki geleneğinden beri yabancılaşmanın temel bir felsefe olarak yerleştirilmeye çalışıldığı bilinir. Fakat bu, alabildiğine yabancı olduğundan kendisine tam anlamıyla yer edinmiş değil. Bu keskin yabancılığın karşısına oturtulan sıradanlık, renksizlik ve fikirsizlik de o doğrultuya dolaylı ve doğrudan destekliyor, yön ve yol veriyor. Demokrat Parti bu çizgiyi tam temsil edebildi mi diye bir soru akla gelebilir. İttihat ve Terakki geleneğinin en keskin temsilcisi olan cehepenin karşısında yer alan Demokrat Partiye millet farklı bir anlam yükleyince, parti halkın yön verişine kendisini kaptırınca boğduruldu. Bu partinin milleti temsil edecek bir fikre ve renge bürünmesine izin verilmedi. Onun yerine gelen Süleyman Demirel bir olgu olarak, ustaca bir dönemi tek başına yürüttü ve götürdü. Zaman zaman halkın gözünden düşmesi, yıpranması rol değişiklikleri yaptırttı. Fakat bu, istenilen sonucu getirmedi. Çünkü, bu oyunu bozan ve çarka çomak olan halkın kendi görüşü devreye girdi. Millî Görüş. Türk siyasal tarihinde milleti temsil bakımından ve milletle birlikte şekillenen, şekillendiren bir siyasal düşünce hareketi olarak ortaya çıktı. Milleti temsil bakımından bütün unsurları kendinde barındırıyordu. Darbeler, yol kesmeler, iktidar indirmelerinin hiç biri milleti yolundan çeviremedi. Millette kendini bulması, milletin de kendini onda bulması önemliydi. Hiçbir döneminde yıpranmadan ve sürekli yükselen bu düşünceye dayalı siyasi hareket Türkiye nin geleceğini de belirleyecek bir güce kavuştu.

Aynı gelenekten gelmiş gibi görünen ve gösterilen Turgut Özal devreye sokuldu. O da renkleri ve tonları bakımından millete biraz daha yakın, ama asıl özü ve ruhu bakımından yabancı bir düşünceye sahipti. Sekülerizmin en yumuşatılmış bir hali olarak milletin önüne sunulmuş oldu. Belki de düşünce hayatımız için en tehlikeli olabilecek olan bir ifade bu yapıyı en iyi şekilde temsil etti. Dünyeviliğe dayanan çıkarcılığı ve gayrı ahlâkiliği de öne çıkaran şu yaklaşımı Türk siyasal yaşamına girmiş bir durumdur. "Benim memurum işini bilir" ifadesi, iş bilirlik ve gayrı meşruluğun meşruiyeti yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Dolayısıyla bu, artık önü alınamaz bir ilkeye dönüştü. İşini bilenler sadece memurlar da değil diğer kesimlerde de başını aldı gitti. Yeni bir türediler topluluğu ortaya çıktı.

Millî Görüş geleneğinin en iyi ve güzel tarafı, siyasal iktidarlarda yer aldığı müddetçe yüz kızartıcı bir durumu yaşamaması ve yaşatmamasıdır. Hiç kimse bu siyasal düşünce hareketine böyle durumu atfedemez. Bütün karalamalar ise yapaydır. Büyük çoğunluğu zamanın içinde hak ettikleri yerleri bulmuşlardır. Türk siyasal hayatındaki bu ciddi durum hem bir yükseliş hem de bir güven getirdi. Dolayısıyla bu yükseliş ve var oluş bilincinin önünün kesilemeyeceği anlaşıldı. Öyle ise yapılması en uygun olan, itibarı çok yüksek bu siyasal hareketin içinden bir kadroyla istenilen bir biçimde yola devam etmek.

Bugün Türkiye yi yöneten kadrolar bu hareketin içinden doğmadırlar. Kendilerine fikirsizlik ve renksizliği yakıştıran, kendilerini zoraki olarak başka düşüncelere dayamaya çabalayan bu kadro, tuhaf bir biçimde renksizlik, fikirsizlik ve sıradanlığa teslim oluyorlar. Demokrat Parti, Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi, güçlü bir fikir hareket olsalardı bugün onların kadrolarının iktidarda olması gerekiyordu. Akepe nin kendisini Turgut Özal ile Adnan Menderes misyonuna dayama çabaları onları onlar gibi yok olmaya götürür. Çünkü onlar güçe ve bir fikre sahip olsalardı bugün Millî Görüş hareketinden çıkma bir kadroya gereksinim olmazdı.

Bugün ne Anavatan fikri, ne Demokrat Parti fikri, ne Demirel, ne Adnan Menderes, ne Turgut Özal fikri diye bir şey vardır. Ölenlerle birlikte renksizlikleri de fikirsizlikleri de sıradanlıkları oluşları gereği silinip gitti. Milletin Akepeye yüklediği misyon önemli. Onlar da tuhaf bir biçimde diğerlerinin yolunda milleti oyalamaya devam ediyorlar. Çünkü Akepe bu haliyle, gelecekte fikirsizler siyasal kadrosundaki yerini alacak.

Bu millet kendi fikri, düşüncesi ve ruhu olanı arayacak. O da Millî Görüş tür. Buna mecburdur.