Toros dağlarından Kazdağı’na geçerken yol boyunca asfaltın kenarındaki çiçeklerin, asfalttan uzak olanlara göre daha gelişmiş olduğunu gördüm.

Galiba bu asfalt boyu açan çiçekler, asfalttan aldıkları gıda, insan yüzünden aldıkları mutlulukla daha fazla gelişiyorlar.

Rüzgârın etkisiyle geçenlere el sallayan çiçekler, yorgun şoförlerin yorgunluğunu alıyor ve içine mutluluk iksiri salıyor.

Yol kenarındaki bağ ve bahçelerin meyveleri olgunlaşmış, olgunluğu oranında dallar mütevazı bir şekilde saygıyla yere doğru eğilmiş.

Meyvesiz ağaçlar da dimdik durarak yol boyunca gölgeleriyle insanlara hizmete devam ediyorlardı.

Göçer köyümde yol boyundaki üzüm bağlarının yola yakın kateri/sırasındaki çıbıklar/üzüm ağaçları, yoldan geçenlerin yiyip içmesi için ayrılırdı.

Meyve bahçelerinde de bir ağaç, gelip-geçenlerin yiyip içmesi için ayrılırdı.

Hızlı ulaşım, yol boyu hanların, köy odalarının harap olmasına sebep olduğu gibi yol boyu yolculara ayrılan meyve ağaçları da şimdilerde bırakılmıyor.

Bu halkımızın cimriliğinden kaynaklanmıyor, şartlar bunu gerektiriyor.

Bir arkadaşım, bu sene Isparta’nın bir ilçesinde mola verdiğini, ailesiyle bir ağacın gölgesinde dinlenirken bir kız çocuğunun bir demlik çay ve biraz meyve getirerek “Annem gönderdi” dediğini anlattı.

Taşrada bunlar olur, köy ve küçük şehirlerde buna benzer davranışlar sergilenir ama büyük şehirlerde olmaz demeyin.

Büyük şehirlerde konferans salonlarında, camilerde, evlerde devam eden derslerim tatil boyunca yine “Bir Ayet ve bir Hadis” sohbetleri çam ağacının gölgesinde, kumsalda, kayanın serinliğinde, evlerde devam eder.

Güz mevsimi, aylardan Eylül, baharın Mayıs’ı gibi. Güneşin sıcağıyla, poyrazın soğuğu birbirine karışarak barışmış ve huzur dolu bir hava var.

Evde çayı kaynatmışlar, tam içelim derken haydi, çayı termosa koyun, bardakları alın, çayı Boğaz’da içelim dedik ve Bebek’e geldik.

Deniz kenarında arabanın içinde çayları içerken arabanın üzerine damlayan yağmur damlaları da tabii müziğimiz olmuştu.

Biraz yağmurda ıslanmak istedim ve bardağımla beraber dışarı çıktım.

Denizin kenarında ayakta, az yağan yağmur altında çayımı yudumlarken ailem ve çocuklarımda çıktılar.

Sahil yolunun kenarında bir villadan yaşlı bir hanımefendi el işaretiyle bize “gelin” diyor.

Hep birlikte gittik. Çayımızın yanına sunduğu sohbet ikramlarını da tadarak oradan ayrıldık.

Kadın tek başına yaşıyormuş.

Tek çocuk yapmışlar. Oğlunun çok iyi olduğunu, İstanbul’da yaşadığını, bayramlarda ve anneler gününde telefonla aradığını ve yıllardır görmediğini ama sağ olduğunu bilmenin bile ona mutluluk verdiğini anlattı.

Ulu çınarlar devriliyorlar.

Dağlarda kurumaya yüz tutan çam ağaçlarının üzerinde kozalaklar daha fazla olur.

“Ben gidiyorum, neslim devam etsin” diye kozalağını fazla yaparlar.

Fidanlar, aslınızı unutmayın, onların bütün iyi özellik ve güzelliklerini devam ettirin.