Geçtiğimiz Pazar AGD Manisa Şube Başkanım Metin Engin Bey ve 5 kişilik ekibimizle oradaki kardeşlerimizin acısını paylaşmak üzere Soma’ya gittik. Akhisar AGD Başkanım Metin Toktaş da yolda ekibimize katıldı. Soma AGD Başkanım Gökhan Görhan 5 kişilik ekibiyle bize refakat edip rehberlik yaptılar.

Soma, Manisa’nın kuzeyinde ve Manisa’ya 95 km. mesafede. Merkez nüfus 80 bin. Taşrasıyla birlikte 110 bine ulaşıyor. Aktif fay hattı üzerine oturan Yunt Dağı eteklerinde kurulmuş bir ilçemiz. Linyit kömür kaynakları ile tanınıyor. Maden ocağı ilçeye 40 km. uzaklıkta. Türkiye elektriğinin yüzde 10’unu Soma karşılıyor. Soma halkının maden kazası faciasında provokatörlere alet olmaması herkesin takdirini topladı.

Maden kazası sonrası halkın ihtiyaçları konusunda Gökhan Görhan Bey’den bilgi alıyoruz: “Halkın asıl ihtiyacı psikolojik. Acılarının paylaşılmasına ve teselli edilmeye ihtiyaçları var. Şehitlerimizin çocuklarına burs verilmesi gerekiyor. Öğrencilerimizin hepsi ihtiyaç sahibi. Kriz iyi yönetildi. Madencilik sektörünün daha iyi şartlara kavuşmasına vesile olmasını diliyorum. Halkımızın paylaşma ve yardımlaşma duyarlılığı her türlü takdirin üzerinde.”

Ekibimiz, ziyaretini mezarlıktan başlattı. Belediye, şehitlere etrafı ağaçlarla çevrili, ayrı bir yer tahsis etmiş. Soma merkezindeki 43 şehit iki sıra halinde yan yana defnedilmişler.

Her mezarı tek tek ziyaret ederek Fatihalar okuduk. Taşlarla örülmüş her mezar başında yakınları veya ziyaretçiler tarafından yazılarak bırakılan kâğıtlar var. Hissiyatlarını el yazısıyla dile getirmeye çalışmışlar. Her mezara bırakılan 10-15 kadar kâğıt dikkatimizi çekiyor. Çoğunda “Seni özledik” benzeri ifadelere şahit oluyoruz.

“Aaaah babam, canım babam” türküsü aklıma geliyor. Keşke hayatta iken de sevdiklerimizin kıymetini bilebilsek, diye düşünüyorum.

Duygu Yüklü Satırlar

Kâğıtlarda neler var : Her mezara fotokopi yapılarak bırakılmış Kınık Bağalan Köyü kökenli, fakat şimdi Balıkesir Altınoluk Zahit Eroğlu İlkokulu 4/B sınıfında okuyan Buse Kılınç’ın şu satırları dikkatimi çekiyor: “301 candı, sayması ne acı. Şimdi onlara tüm dünya duacı. Söylemek istemesek de o ânı. Kara gündü Soma faciası.”

Şehit Ali Yüksel’in 7 yaşındaki kızı Betül’ün yazdıkları insanın içini yakıyor: “Canım babam! Seni çok seviyorum. Seni özledik. Sen ölmedin. Bu yalan dünyadan kurtulup gerçek dünyaya gittin, yani Cennet’e!”

Ordulu Hafız Merve Argun, 2 yakınının vefat etmesinin acısını, kabir ziyareti sırasında şöyle şiire dökmüş: “Yan yana kazılan mezarlar, yürekleri dağlar / Nasıl öldüklerini düşününce analar ağlar / Bazıları ezilir, bazıları yanar / Bu kara günde insanı yas bağlar.”

Daha nice yazıya dökülmüş acılar, üzüntüler, yürek yakan duygu ve düşünceler…

Diyanet, mezarlıkta bir masa oluşturmuş, hoparlörle akşama kadar şehitler için Kur’an-ı Kerim okutuyor. Hocalarımızın yorulduğunu fark ediyoruz. Kendimizi tanıtıyor ve biz de okumak istediğimizi söyleyince hemen mikrofonu uzatıyorlar. Aşr-ı Şerifler ve kısa sureler okuyoruz. Sonra eller semaya kalkıyor ve ziyaret için gelen yüzlerce kişi ile birlikte şehitlerimiz için dualar ediyoruz. Hep birlikte aynı duyguları paylaşmak ne güzel!

Şehit yakınları ve ziyaretçilerin kor gibi yanan yüreklerine su serpme fırsatı veren Rabbimize şükrediyoruz. Biz, bu güzel ülkede birlikte yaşayan kardeşler topluluğuyuz. Şehitlerimiz ve bu ülkenin insanlarına karşı vazifelerimizi yapabiliyor muyuz acaba

Şehit Evlerinde Taziye

Ekibimiz, Gökhan kardeşimiz rehberliğinde evlerde taziye ziyareti yapıyor. Şehit İbrahim Duman’ın ailesini ziyaret ediyoruz. İbrahim kardeşimiz İmam Hatip öğrenimi görmüş. Annesi, eşi ve çocuklarının tam bir tevekkül ve teslimiyet içinde olduklarına şahit olduk. Kur’an ve dualarla şehidimize karşı görevimizi yapmaya çalıştık.

Hüseyin Avkaş ve oğlu Ferhat’ın öyküsü içimizi yaktı. Hüseyin Bey, kazadan sonra kurtulmayı başarmış. Fakat oğlunun içeride kaldığını düşünerek yeniden girmiş maden ocağına. Aşırı gaza maruz kalan baba oğul birbirine sarılmış vaziyette vefat etmişler. Evlerine gittiğimizde, mahalle muhtarının öncülüğünde lokma ikramı yapıldığını gördük. 150 kadar ziyaretçi oradaydı. Eşini ve oğlunu kaybeden ablamıza  “Her insanın evlâdı ve eşine şehitlik nasip olmaz. Siz, hem şehit annesi, hem de şehit eşi oldunuz. İnşallah onlar kıyamet günü sizlere şefaat edecekler” diye teselli etmeye çalıştık. Bir anda, ekibimiz ve ziyaretçiler arasında kardeşâne diyaloglar gelişti. Kardeş olmak ne kadar güzel değil mi

Ordu’nun Korgan ilçesinden gelerek Soma’ya yerleşmiş Sadan Ailesi’ni ziyaret ediyoruz. 26 yaşındaki evlâtları İsa’yı şehit vermişler. İsa kardeşimiz nişanlı olup bayram sonrası için düğün hazırlıklarına başlamış. Şehidin annesinin ve babası Muhittin Bey’in, Ümit, Enes ve Musa isimli kardeşlerinin metanet, sabır ve tevekkülüne hayran kaldık.

Salih Erkan isimli bir madencimizin yaşadığı bir olayı naklettiler: 4 yaşındaki kızı Sanem TV’den görerek babasından cola ve leblebi almasını istemiş. Babası da “Benim kızım anlayışlıdır. Üç gün sonra maaş alacağız, o zaman alalım” diyerek sonra alma vaadinde bulunmuş. Saatlerce maden kazasında kurtarılmayı bekleyen Salih Bey, kaza acısını yaşadığı sırada, kızının bu talebini unutamamanın acısıyla da yaşamış aynı zamanda. Salih kardeşimiz, kazada sağ olarak kurtulan şanslı insanlardan biri. Bu olay, madencinin ekonomik durumunun da fotoğrafını çekmeye yetiyor.

Hayatın cilvesi. Acılar, sevinçler bizim için. Paylaşmasını bilelim. Çünkü; “Acılar paylaşıldıkça azalır; sevinçler paylaşıldıkça artar.” Keşke herkesi kardeş olarak görebilme şuuruna erebilsek! Birbirimize o kadar çok ihtiyacımız var ki! “Her durumda, tatlı dil ve güler yüzümüzü birbirimizden esirgemeyelim” desem, çok şey mi istemiş olurum, dersiniz!