Hapishane içinde zindan, F Tipi cezaevleri. Kimi hassas insanlar kuşu kafeste görmeye bile dayanamayıp, benim gibi kapısını açıp özgürlüğüne kavuştururken. Hapishaneye düşenlerin ardlarından kapanan kapılarla, onların özgürlüğünü ortadan kaldırdığı için yeterince dehşetli bir ceza şekli. Fakat ceza infazında sınır tanımayanlar, koğuş sistemindeki mahpushanelerde mahkûmların birbirleriyle oturup; sohbet edip, bir bardak çay içmelerini de lüks kapsamına alıp, konforlu hücre yapmakla göğüslerini gere gere övünebildiler.

Bu tek kişilik hücrelerin, evlatlarının ruh sağlığını kaybedip delirtilmek üzere planlandığını söyleyen aileler itiraz ettiler. Çok kan döküldü. Mahkûm ve mahkûm yakınlarından ölüm orucuna yatanlar bir daha hayata dönemediler.  Son ölüm orucu direnişçisi Avukat Behiç Aşçı. Düşüncesi ne olursa olsun orada bir insan kaldı mı diye hepimize sormakta. İğne iplik olmuş bedenini, açlıktan yaralar çıkan ellerini görenlerin; "F Tipleri düzeltilse ve sen ölüm orucunu bıraksan da yine vücudunun aldığı zarar geriye dönüşsüz. Artık sağlığına kavuşamazsın, tüm bunlara değer miydi" dendiğinde, "evet değerdi" demekte.

İnsanları çıkar iştihasının sardığı bir dünyada, onu ve tecride uğrayanların acısını duyacaklar mı bilmiyorum. Annesi ve teyzesi ile görüşen Bülent Arınç, "F Tipi cezaevleri ıslah gayesine ulaşamadı, bu konuda iyileştirme yapılabilir" derken, Meclis Başkanının girişimine, Adalet Bakanı Cemil Çiçek son derece ilgisiz duruyor. Arınç ın ne yaptığı, kiminle, ne konuştuğu konusunda bilgi sahibi olmadığını, cezaevi şartlarının ne derece iyileştiğinin, ilerleme raporlarında, diğer uluslararası kuruluşların değerlendirmelerinde yer aldığını, infaz rejimiyle ilgili yasalarda çağdaş düzenlemeler yaptıklarını anlatmakla yetiniyor. Adalet Bakanlığı; adaletsizlik bakanlığı mıdır ki, Cemil Çiçek kendi insanının tecritten çektiği acıyı duymuyor, dışarıdakilerin raporları üzerinden F Tipi cezaevlerini yorumluyor.

Cezaevi düşüncesinin bile ne kadar korkunç olduğunu, 28 Şubat tan sonra yazılarım dolayısıyla yargılandığımda anlamıştım. Evde bile yalnız kalmaya tahammül edemezken, hapishanede ne yapacaktım. Arada çocuklarıma takılırdım. "Eğer ömrüm olur yaşlanırsam, siz de evlenip gittiğinizde ben ne yapacağım yalnız başıma. Nefret ediyorum yalnızlıktan" dediğimde, küçük kızım, "üzülme sen anneciğim, ben evlenmeyip seninle oturacağım" demişti. "Ama sen işe gidince de ben yalnız kalacağım" dediğimde küçük çocuk aklınca bir formül bulmuştu. "Ben seni sabah huzurevine bırakırım, orada yaşlı arkadaşlarınla konuşursun, akşam iş dönüşü de alır eve getiririm" demişti. Hapishane yolu gözüktüğünde de Ebrar iki yaşındaydı, onun da bavulunu hazırlamıştım. Bana iyi bir arkadaş olacağı düşüncesi yalnızlık fobimi iyileştirmişti. Yanıma kedimi, çiçeklerimi, kitaplarımı almayı planlamıştım. Şimdi hapse girsem durum daha feci, çocuklarımın hepsi okula gidiyor, artık kimse benimle gelemez. Yine o günlerde aşırı bir koşma isteği olmuştu. Nereye gitsem arabadan inip hızlı hızlı yürüyor ve koşuyordum. Hapishanede yürümeye hasret kalma düşüncesi ruhuma sonsuz elem veriyordu.

F Tipi cezaevlerinde ise bırakın yürüme ve koşma lüksünü, iki kelime konuşacağınız birinin olmaması; tamamen çıldırtma işkencesinin bir versiyonu. İnsanlar sıkıntısını, elemini kiminle paylaşacak. Annesinin ziyaret günü getirdiği kanaviçe yastığın mavi menekşelerine, yeşil dallarına bakarken, baharla ilgili şiirleri kime okuyacak. Kız kardeşinin sevgisini de tuz ve şeker olarak katarak açtığı börekleri kimlerle yiyecek. Nişanlısının ördüğü kazak bir mahkûma güç verdiğinde, bekli bunu gören arkadaşı da; eşine bir çift yün çorap ısmarlayacak. Ya da yanık bir türküyü zılgıt çekerek hep beraber söylerken arkadaşlık duygusunun gücü ile ayakta kalabilecek. Islah olması beklenen mahkûmlar belki de halay çektikleri koğuşun soğuk tavanlarına attıkları kahkahalarla hayata dönecekler. Döndürüp yüzlerini kıble duvarına, beraber kıldıkları bir namazın ardından topluca tövbe edip huzur denizinin akan ırmağı bilip abdesti, doya doya yıkanıp arınacaklar. Bir yağmur gibi gönüllerini ışıtan dualarla, güneşi batmamacasına koğuşlarında bulacaklar. Kim bilir. İlle de suç mu planlanır, koğuşlarda. Hayata yeniden doğulur da. İnsanları tecrit ederek, siz; dirilişe de şans tanımıyorsunuz