Öyle anlaşılıyor ki, bazı kimseler taraftarı oldukları partiyi savunabilmek adına gerçeklerden uzaklaşabiliyor, hatta kendilerini inkar anlamına gelen bir tutum içine girebiliyorlar. Buna ister particilik, ister parti taassubu deyin, isterseniz mensubu bulunduğunuz gurubu savunma iç güdüsü olarak adlandırın. Bir dereceye kadar insanın mensubu bulunduğu grup, parti ya da bir başka örgütü savunması doğaldır... Mensubu olduğu hareketi en iyi kabul ettiği için orada olan kişi elbette grubunu savunma ihtiyacı duyacaktır. Ancak, bu iş yapılırken kendi kendini inkar durumuna düşmemeye dikkat etmeli, bazı gerçekleri görmezden gelmemelidir.
Selim Anlar isimli okuyucum Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutanın Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi gerektiğine dair açıklaması üzerine öylesine öfkelenmiş ki, "Cumhurbaşkanı olarak halka kimi seçtirirler " diye soruyor... Sorusu elbette bundan ibaret değil... Cumhurbaşkanı halka seçtirilirse aşırı laikçi bir kişinin seçileceğini ve Kutanın bunu mu tercih ettiğini de sorularına ekliyor... Meclisteki AKPçoğunluğunun gösterdiği bir adaya destek vermek gerektiğini savunuyor... Sayın Kutanın Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi isteğini vefasızlıkla suçluyor.
İşte bir parti taraftarı olmanın insanın gözünü böylesine kör etmesi, kalbini mühürlemesi doğru değildir.. Bu particilik falan da değildir. Kısacık bir mesajda o kadar çok yanlış yanyana sıranlamış ki, şu anda Meclisteki AKPçoğunluğunun bu halkın oyları ile oluştuğunu bile unutuyor... Halk kimi seçeceğini bilmez demeye varan bir yorum sergiliyor.
İşin bir başka boyutu ise muvcut siyasi partiler içinde belki de Cumuhbaşkanının halk tarafından seçilmesi hususunda 30 yılı aşkın bir süreden beri çizgisinde bir değişiklik olmayan bir hareketin bugünkü genel başkanının suçlanıyor olmasıdır... Şahsen Milli Görüş Hareketini 1974 yılında Milli Selamet Partisi döneminden itibaren yakından takip ediyorum. Milli Görüş hareketinin lideri Necmettin Erbakan o yıllarda Cumhurbaşkanını halkın seçmesini istiyordu... O günden bugüne Refah Partisi, Fazilet Partisi ve şimdi de Saadet Partisi olarak Cumhurbaşkanını halkın seçmesi gerektiği savunuluyor. Dolayısıyla Sayın Kutanın bugün Cumhurbaşkanını halkın seçmesini istemesi Cumhurbaşkanını AKPye seçtirmemeye yönelik bir çıkış değil, yıllardan beri savunulan bir görüşün bugün tekrarıdır.
Bu bakımdan bu açıklamaya dayanarak Sayın Kutanı suçlamaya kalkışmak haksızlık ve insafsızlıktır. Milli Görüşçüler gömlek değiştirir gibi görüş değiştirmedikleri için yaklaşık 35 yıldır Cumhurbaşkanını halkın seçmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Bunun elbette benimde katıldığım çeşitli sebepleri vardır. Ancak, şu anda bunları tartışmanın anlamı yoktur.
Esas üzerinde durduğum husus ise Cumhurbaşkanıını halk seçecek olursa aşırı laikçi birinin seçileceğini ileri sürerek "Bunu mu istiyorlar " şeklindeki sorunun tam bir abesle iştigal olduğudur. Öyle anlaşılıyor ki bazı AKPliler sadece gömlek değiştirmemiş beyinlerini de ters yüz ettirmişler. Yıllardan beri Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini engelleyenler bir takım siyaset dışı güçlerdir... Esas onlar Cumhurbaşkanını halkın seçmesinden korkmaktadırlar. Çünkü onlar halktan korkmaktadırlar. Peki size ne oluyor Ayrıca bu millet 2002 yılında AKPye Anayasayı bile değiştirecek çoğunluğu vermedi mi Halk AKPyi çoğunluk olarak Meclise getirirken iyi de sıra Cumhurbaşkanı seçimine geldiğinde mi halk kimi seçeğini bilemez
Elbette ki, Sayın Kutan ve Saadet Partisi sözcülerinin açıklamalarına katılmayabilirsiniz ama yapacağınız eleştirilerin de ayağı yere basar cinsten olması gerekir. Hem AKPCumhurbaşkanını seçti de Saadet Partisi mi engelliyor Şu anda başta CHP olmak üzere bazı siyaset dışı güçler Cumhurbaşkanını ya AKPye seçtirmemek ya da kendi arzularına uygun bir ismin seçilmesi için mücadele vermektedirler.
Elma ile armudu birbirine karıştırarak yapılacak yorumlardan hiçbir yarar hasıl olmaz. Bu halinizle tuttuğunuz partiye de zarar verirsiniz.
Denebilir ki, bir kişinin gönderdiği bir mesaj üzerinde böylesine durmaya gerek var mıydı Maksadım bir tek kişiye cevap vermek değil... Çevremizdeki bazı AKPilerin dün mensubu oldukları siyasi harekete karşı bugün çok insafsız olduklarını gördüğüm için benzer anlayışı paylaşanları cevaplandırmak istedim. Kendimi her zaman demokratik olmayan söylem ve gelişmelere karşı durmayı görev bilirim. Böyle bir hareket ve söyleme AKP de maruz kalsa karşı çıkarım. Elbette AKPyi savunmak adına milleti neyi ve kimi seçeceğini bilmez yerine koymaya da karşı olurum.