BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (S.A.V.), âline ve sahabelerine olsun.

Müslüman’ız diyen kardeşlerim, geliniz birlikte bir nefis muhasebesi yapalım. Hak olsun batıl olsun bütün dinler emir ve yasaklardan ibarettir. Batıl dinler, kötülükleri emredip teşvik eder, iyilikleri yasaklayıp meneder. Hak dinler ise, iyilikleri emredip teşvik eder, kötülükleri yasaklayıp meneder. Biz, Darvin’in maymunu, inkârcı Siyonist Yahudi’nin kölesi, şeytanın maskarası değiliz. Biz insanız, kuluz ve Müslüman’ız. İnkârcılar, müşrikler, münafıklar Allah ve Resulünün, İslam’ın ve Müslümanların düşmanıdırlar. Allah bunların tamamına gazap ettiği gibi, bunları dost ve yönetici edinenlere de gazap eder. Bu kesin bir ilimdir ve bu ilmin dayanağı ise Kur’an ve Sünnettir. Allah, yarattığı insana görevini vermiş, sorumluluğunun sınırlarını çizmiştir. Görevimiz Allah’a kulluktur. ZARİYAT 56: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım…” Kulluğumuzun konusu ise İslam’dır. ALİ İMRAN 19: “Allah nezdinde hak din(ve düzen) ancak İslâm’dır...”İnsan için İslam, “Din ve düzen” olarak mecburi istikamettir. ALİ İMRAN 85: “Kim, İslâm’dan başka bir din (ve düzen) ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din ve düzen) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” Öyleyse hepimize düşen görev Allah’ın rızası olan İslam’a “din ve düzen” olarak bağlanmaktır. Emir böyledir. ALİ İMRAN 103: “Hep birlikte Allah’ın ipine (din ve düzen olarak İslâm’a) sımsıkı yapışın; tefrika yapıp parçalanmayınız…”Burada batıl bir şey üzerinde çoğunluk olmak değil, hak olan İslam’da ittifak etmek emredilmektedir. BAKARA 208: “Ey iman edenler! Hepiniz topluca SİLM’E(din ve düzen olarak İslâm’a) girin. Şeytanın adımlarına (din ve düzenine) uymayın. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.” Burada emredilen şey, İslam’a “din ve düzen” olarak bağlanmak, şeytanın ve yandaşlarının çeşitli isimler altında telkin ettiği batıl “din ve düzenlerden” kaçınmaktır.

GÖREV VEREN HESAP SORAR

Kardeşlerim: Allah, bize verdiği görevin ve her türlü nimetin hesabını mutlaka soracaktır. Ancak bu hesap sorma işi bu dünyada değil, ahiret hayatında sorulacaktır. Yaşadığımız dünya hayatı bir “imtihan” hayatıdır. Biz bu dünyada “kulluktan ve İslam’dan” imtihan oluyoruz. Şimdi biz, bu asrın Müslümanları olarak bu imtihanı kazanmak için ne yapıyoruz? Ciddi olarak bu soruyu kendimize sormak, cevabını aramak zorundayız. Biz bu imtihanı, İslam’ı “din ve düzen” olarak yaşayarak kazanabiliriz. Allah, bunun için iman edenlere, “imandan sonra imanı” tekraren kesin bir şekilde emrediyor: NİSA 136: “Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını ve peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, gerçekten şiddetli ve derin bir sapıklığa düşmüş olur.” Yapmamız gereken şey bellidir. Dünyaya hayatımızda tabi tutulduğumuz kulluk imtihanını kazanabilmek için üç şeyi öncelikle yapmamız gerekir. 1-Her şeyden önce İslam’ı öğrenmek, İslam’ın her konudaki emrini bilmek, 2-Öğrendiğimiz İslami esaslara göre yaşamak, Kur’an’ın hükmünü hayatımıza tatbik etmek, 3-Her yerde, her halde ve her meselede, mutlaka İslam’ca düşünmek.

BÜTÜNLÜK ESASTIR

İslam ile Batı’nın iman ettiği batıl din ve düzenleri karıştırıp yaşamak İslam değildir. İtikat ve ilmihal konularını öğrendiği, bildiği ve bir kısım ibadetleri yerine getirdiği halde, “ticaret, siyaset ve devlet hayatında” müşrik ve ırkçı batılılar gibi düşünen, olayları ABD, AB ve Siyonistlerin cahili ölçüleriyle değerlendiren bir kimse, hakikat nazarında mümin sayılamaz. Beş vakit namazı imamın arkasında ve tadili erkânıyla kılan, sonra da rahatlıkla ev almak, araba sahibi olmak, ihtiyaçlarını karşılamak için gidip bankadan KREDİ çeken, faiz alıp yiyen bir insan“İslam’ca” düşünmüyor demektir. Bu mesele, bütün haramlar için geçerlidir. Öğretilmiş çaresizliğin arkasına sığınıp İslam’ın hükümlerini arzularına uyduranlar şiddetle uyarılmaktadır. HUCURAT 16: “De ki: Siz dininizi (din ve düzen olarak İslam’ı) Allah’a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.” Müslümanlıkta esas olan “emir olunduğumuz gibi dosdoğru olmaktır.” İnanmak ciddiyet ister. BAKARA 278:“Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terk edin.”Allah, faize bulaşma diyor, yenidünya düzeninin ilahları ise faiz iyidir, gereklidir, faize bulaşırsan kurtulursun diyor. İmanımızın gereği; tevhit ve şahadetimize sadık kalarak batıl ilahların telkin ve tekliflerini önce reddedeceğiz, ilahlığı hak olan Allah’ın ve Resulünün telkin ve teklif ettiği “din ve düzene” tabi olacağız. Bize emredilen budur: NİSA 29: “Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı, batıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.”İslam’ca düşünenler için hayat; inancımızın “adil düzenini” kurup yaşamanın bir mücadelesi olarak “iman ve cihattır.”

DURACAĞIMIZ YER

İslam’ca düşünüp inandığı gibi yaşamak isteyen herkesin, asrımızın tek müştekim, yerli milli hareketi Milli Görüş’te karar kılması inancın gereğidir. Biz, batıca düşünüp buna göre çözüm üreten “Muhafazakâr Demokrat” olamayacağımız gibi “Sosyal Demokrat, Milliyetçi Demokrat, Liberal Demokrat” hiç olamayız. Çünkü bunların hepsi “kuvveti üstün tutan” bir anlayışı ve muhtevayı temsil etmektedirler. Milli Görüş ise “hakkı üstün tutan” bir anlayışa ve muhtevaya sahiptir. Erbakan hocamızın da dediği gibi Milli Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi, son imtihanı kazananların partisi olarak tek sığınılacak sağlam limandır. İnanmak başarmaktır. Selam hidayete tabi olanlara…