Sıla-i rahim bitti, köyümüzden şehrimize, ateşin içine düştük. Orada ya da burada olmak farklı duygular oluşturuyor. Gerilimden, öfkeden, kurgudan, analizden, yorumdan uzak bir yirmi günlük zamandan sonra ateşin içinde ateşle dans etmeye geldik yeniden. Sorumluluk bilincimiz, dikkati hiçbir ayrıntıyı kaçırmamayı gerektiriyor. Yazı yazanların üzerinde daha büyük bir sorumluluk var. Her cümle, her hüküm bizi bağlar. Bir de bu hızlı ve önemli gelişmeler karşısında boşa düşmek ya da fikir ve düşüncelerimizde bir sapmaya düşmek bize yakışmaz. Dikkat ve duyarlılık bizim için aslolandır.

Aylardır, hatta yıllardır bir gerilim ateşi içindeyiz. Bu, elbette çok yorucu ve üzücü.

Türkiye siyasası ve yapısı doğası gereği gerilim üzerine kuruludur. Bu yapı ayakta kalabilmek için buna zorunludur. Bu ittihatçı yapı gerilimsiz yaşayamaz ve var olamaz. İttihatçı yapının önemli ayaklarından biri silâhlı çete mantığı ve kurgusudur.

Geçmiş zamana şöyle bir göz attığımızda bu kurgunun, yapının varlığının silâhlı çete yapısına dayandığı ve ayakta durduğu gerçeğini gözardı edemeyiz. Bu basite indirgenecek bir konu değildir.

Türkiye bu olaylarla kabuk değiştirmiyor. Sürekli vurguladığımız gibi, bu yapı kendisini korumaya alacak önemli iç dinamiklere gereksinim duyar. Bindokuzyüzyetmişli yıllarda bir gladyodan söz edilir oldu. Siyasal çekişmelerin de odağını oluşturuyordu. Gladyonun ayaklarını kimler temsil ediyor, niçin ediyor bu da kendi içinde bir mantığa sahip. Bugün bizi şaşırtıyor gibi görünen tarafları yok değil. Aslında bizi değil de başkalarını. Geçmişte merhum Ecevit in dile getirdiği bir gladyo vardı. O zaman sağ diye bilinen kesim buna tepkiliydi. Fakat bugün roller değişmiş durumda. Gladyoyu temsil eden, yansıtan ipuçları 28 Şubat öncesi belirdi. Susurluk patlaması bunun bir sivilce gibi dışavuruyordu. O zaman sağı ve soluyla Susurluk olayı dolaylı bir savunma refleksine dönüştü. Gücü ve iç dinamikleri elinde bulunduran yapıyı temsil edenler bir bütünlük içinde idiler. Siyasa adamlarının olaylara göz yumması, üstüne gidilemeyiş bu yapının gereğiydi. 28 Şubat olayı o günün ittihatçı güçlerinin bir hamlesiydi. İttihatçı geleneğin siyasa adamları bir çatı altında toplandılar.

Bugün ittihatçı gelenek kendi içinde bir ayrıştırma yapıyor. Bu, bir tasfiye değildir, olamaz. Böyle bir şey yapmaya kalkarsa kendi kendisini tasfiye edecektir. Neden mi Bu, ittihatçı siyasal geleneğin üzerindeki gölgeyi, karabulutu ayrıştırma olayıdır. İster istemez böyle olunca da bir hesaplaşmaya gidiliyor gibi görünüyor. Bu yapı kendisini sağlama alacak bir iç dinamik güce gereksinimlidir.

Ayrıca bir süredir zihnimi kurcalayan yanı da şudur. Abede, İsrail bağımlı bir ülkede, bu kanat niçin tasfiye ediliyor Bu, önemli bir soru. Dengeleri iyi kuran ve koruyan yapı hiçbir zaman kendisini alt üst edecek bir oluşa gidemez. Halkı Müslüman olan, kendi başına bırakıldığı zaman asıl doğrultusunu oluşturan bir oluşa izin veremez.

Batı, Orta Doğu da bir yapılanma içinde. Bu yapılanmada cızırtılı bir ses istemez. Rol verdiği grupların davranış sınırları da bellidir.

Hiç kimse bu oluşta, yapılanmada heyecanlanmasın. Arınma ve onarma operasyonu bir zorunluluk. Çünkü, deşifre olmuş olan bir yapı ve durum sağlıklı yolunu sürdüremez. Bu bir gölgedir, bunun için giderilmesi gerekmektedir.

Kitleler fazla heyecanlanmasın. Bundan çok ciddi bir şey çıkmaz.

Bizler bu kavganın dışındayız. Elbette ki bundan zarar görülmüştür, hepimize yansımıştır. Şu unutulmasın ki önümüz güllük gülistanlık olacak değil. Batı, kendi ruhuna uygun yapıyı sürdürecektir. Irak ta olanları aklımızdan çıkarmamalıyız. Bugün hala orası bir kan gölü ise ve orada bir milletin ve bir medeniyetin tasfiyesi sürüyorsa hiç kimse kendisini rahat hissetmesin.

Bir oyunun küçük bir sahnesidir gösterimde olan. Bu komediyi izlemek ve oyunun bir parçasına dönüşmek tehlikeli olanı.