Son günlerde iktidara yakın bazı isimlerin yaptığı açıklamalar dikkat çekiyor.

Önce Şamil Tayyar çıktı.

Türkiye’de sivil siyasetin daraldığını, bürokrasinin güç kazandığını ve AK Parti açısından siyasi risklerin arttığını söyledi.

Ardından da Cumhurbaşkanlığı makamı ile siyaset ve bürokrasi arasında köprü kuracak bir isim olarak Berat Albayrak’ı işaret etti.

Hemen ardından Mücahit Birinci söz aldı.

O ise daha da ileri giderek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’ye on yıl daha lazım olduğunu, sonrasında ise Bilal Erdoğan’ın ülkeyi yönetebileceğini savundu.

Bu açıklamalar ister istemez bazı soruları gündeme getiriyor.

Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken nokta, Şamil Tayyar’ın yaptığı başka bir tespittir.

Çünkü aslında yaptığı açıklama sıradan bir siyasi değerlendirme değil, önemli bir itiraf niteliğindedir.

Şamil Tayyar, sivil siyasetin daraldığını, bürokrasinin güç kazandığını ve devlet içerisinde yeni güç odaklarının oluştuğunu söylüyor.

Eğer durum gerçekten buysa, bu son derece ciddi bir iddiadır.

Çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kurulurken millete ne vaat edilmişti?

Vesayet bitecekti.

Bürokratik oligarşi sona erecekti.

Milletin seçtiği güçlü lider devlete tam hâkim olacaktı.

Yetki dağınıklığı ortadan kalkacaktı.

Peki bugün iktidara en yakın isimlerden biri çıkıp devlet içinde kontrolsüz güç odaklarının oluştuğunu söylüyorsa, bunun anlamı nedir?

Bu sözler, farkında olunarak ya da olunmayarak, başkanlık sisteminin en temel iddialarının sorgulanmasına yol açmaktadır.

Çünkü eğer devlet içerisinde Cumhurbaşkanı’nın dışında etkili güç merkezleri oluşmuşsa, ortada sorgulanması gereken ciddi bir tablo vardır.

Daha açık bir ifadeyle;

Şamil Tayyar’ın sözleri, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin vaat ettiği tablo ile ortaya çıkan tablo arasında ciddi bir fark olduğunu düşündürmektedir.

Bu durumda insan şu soruyu sormadan edemiyor:

Yirmi beş yıla yaklaşan iktidarın sonunda devlet içerisinde ortaya çıktığı söylenen bu yapıların sorumlusu kimdir?

Muhalefet mi?

Yoksa çeyrek asırdır ülkeyi yönetenler mi?

Neyse…

Biz tekrar konumuza dönelim.

Çünkü bütün bu tartışmaların ardından asıl dikkat çeken nokta, Erdoğan sonrası için konuşulan isimler ve ortaya çıkan hanedanlık görüntüsüdür.

Burada hafızaları biraz tazelemek gerekiyor.

Yıllar önce merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan hakkında çeşitli çevreler tarafından benzer ithamlar yapılmıştı.

O günlerde Erbakan Hoca’nın oğlunu partinin başına hazırladığı yönünde algılar oluşturulmuş, hatta bazı isimler bunu “hanedanlık” olarak nitelendirmeye çalışmıştı.

Bu tartışmaların içinde Şevki Yılmaz’ın açıklamaları da uzun süre kamuoyunda konuşulmuştu.

Bugün ise aynı çevrelerin sessizliği dikkat çekiyor.

İnsan ister istemez soruyor:

Dün Erbakan Hoca’ya “partiyi oğluna bırakacak” diyerek hanedanlık suçlaması yöneltenler, bugün Bilal Erdoğan’ın adı ülke yönetimi için dillendirilirken neden sessiz kalıyor?

Dün merhum Erbakan Hocamız için “partide hanedanlık kuracak” diyenler, bugün benzer tartışmalar “vizyon” diye pazarlanırken neden susuyor?

Dün eleştirilen şey bugün neden alkışlanıyor?

Şevki Yılmaz başta olmak üzere o gün hanedanlık tartışmalarını dillendirenler bugün neden konuşmuyor?

Yoksa mesele ilke değil, kişinin kim olduğu muydu?

Dahası, Bilal Erdoğan uzun süredir kamuoyunda daha görünür hale getiriliyor.

Şehir şehir geziler…

Whatsapp Image 2026 06 19 At 19.18.10

Uluslararası toplantılar…

Gençlik buluşmaları…

Vakıf faaliyetleri…

Kamuoyuna açık organizasyonlar…

Sanki toplum yeni bir siyasi figüre yavaş yavaş alıştırılıyor.

Elbette her vatandaş gibi Bilal Erdoğan’ın da siyaset yapma hakkı vardır.

Ancak mesele bir kişinin siyaset yapması değildir.

Asıl mesele, Erdoğan sonrası için isimlerin konuşulmaya başlanmış olması ve bu isimlerin sürekli aynı aile çevresinden çıkmasıdır.

Bir zamanlar Erbakan Hoca’ya yöneltilen hanedanlık suçlamalarını hatırlayanlar, bugün yaşananlara bakınca doğal olarak şu soruyu soruyor:

Hanedanlık Erbakan’da yanlıştı da şimdi mi doğru oldu?

Başlığa bakıp da “Bu da nereden çıktı?” diyenler olabilir.

Onlara da küçük bir hatırlatma yapalım.

Hani ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack vardı…

Bir süre önce Osmanlı düzenine ve Osmanlı millet sistemine övgüler dizmişti.

O günlerde birçok kişi bu açıklamaları sıradan bir diplomatik değerlendirme olarak gördü.

Ancak bugün iktidara yakın isimlerin Erdoğan sonrası için aile içinden isimleri konuşmaya başlaması ister istemez insanın aklına şu ironik soruyu getiriyor:

Yoksa Barrack’ın özlemini çektiği şey Cumhuriyet değil de, Osmanlı tarzı bir siyasi devamlılık mıydı?

Elbette bu bir ironidir.

Ama bazen ironiler, uzun siyasi analizlerden daha fazla düşündürür.

Çünkü sonunda tartışılan şey Erdoğan sonrası Türkiye’nin nasıl yönetileceği değil, kimin devralacağı meselesine dönüşüyorsa, ortada gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir tablo var demektir.

Whatsapp Image 2026 06 19 At 19.18.10 (1)