İsteseydi Amerika yla iş birliği yapar, İsrail e selam
çakar ve dört eğilimi bünyesine alır ve yıllarca iktidarda kalırdı. Sırtını
AB ye dayayıp, askeri vesayetle işbirliğine gider ve millet yıllarca ona oy
verirdi. Bunları yapacak kadar hem zeki hem de akıllıydı. Ama öyle yapmadı
merhum Erbakan. İnancı doğrultusunda ve inandığı dava uğruna mücadele etmeyi
göze aldı. İslam Birliği dedi. D-8 leri kurdu. Onun amacı yeniden büyük
Türkiye yi kurmaktı. Neden, yeniden büyük Türkiye diyordu O biliyordu ki, kendi
içinde hukukun üstünlüğünü kuran, adil ve adaletli bir Türkiye, yeni bir dünya
kurabilirdi. Sömürülen, tecavüz edilen ve öldürülen İslam coğrafyasındaki
Müslüman ın kurtuluşu buna bağlıydı. Kalbinde sadece insan sevgisi vardı ve
insanlığın saadeti için çalışıyordu. Bu onun insancıl yönüydü. Amacı kendini
kurtarmak ve kendine bir dünya kurmak değildi. O sadece Türkiye nin lideri
değildi, o bir dünya lideriydi. O Milli Görüş ü anlatırken, 72 milyon memleket
evladının kardeş bilinmesi temel prensibinden bahsediyordu. Her şeyin başı
önce yurdumuzda kardeşliğin, tesanüt ve birliğin teessüsüdür. Aynı milletin
aynı tarihin çocuklarının kardeşliği esastır. Gidilecek yol iç barış yoludur,
kardeşlik yoludur. İthamcılık yolu değildir. Aynı milletin çocukları arasında
görüş farklılıkları, fikir farklılıkları olabilir, fakat bu hiçbir zaman
ithamcılığın, bölücülüğün sebebi olmamalıdır diyordu.
Partilerini kapatırlarken de, paralel yapı tarafından
trilyonluk davayla yargılanırken de, dilini keskinleştirip ayrıştırmada
kullanmamıştır. Büyük mitingler düzenleyip, milleti sokağa dökebilirdi.
Ecevit e şefaat edenlere bile gönül koymamıştı. Çünkü ne inancı ne de davası
ailelerin bölünmesine ve toplumun birbirine düşman gibi bakmasına izin
veriyordu. Hiçbir zaman ayrıştırıcı olmadı, hep birleştirici olmuştu. O koltuk
sevdalısı değildi! O dava adamıydı! Davası için savunan adamdı. Hayatı şer
odaklarıyla iş birliği içinde değil, savunmayla geçti. Maneviyata çok önem
veriyordu. Kardeşliğin tesis edilmesinde ve sahip olduğumuz teknolojinin
insanların hayrına kullanılmasının temelinde maneviyat olduğunu çok iyi
biliyordu. Onun için ahlâk ve maneviyat diyordu her konuşmasında.
Maneviyatsız, ahlâksız yöneticilerin bu ülkeye ne kadar zarar vereceğinin
idrakindeydi. Bugün yaşanan olaylara baktığımızda, ne kadar haklı olduğunu çok
net olarak görmekteyiz. O ömrü boyunca Savunan adam olmuştu olmasına, ama o
aynı zamanda da Düşünen adam dı. Halkının mutluluğunu, refahını düşündüğü
kadar, dünya mazlumlarını da düşünmekteydi. Devletin dayatmacılığına karşı
çıkıyor ve olması gereken devlet anlayışının Garson devlet olması gerektiğini
söylüyordu. Bu yönü ise, onu hizmet adamı yapıyordu. Devlet-millet kaynaşması
için olması gereken maddeleri şu şekilde sıralıyordu:
a) Devlet memurlarının ve görevlilerin asli
vazifelerinin, millete tahakküm değil hizmet olduğunun kendi kalplerine
yerleşmiş olmaları.
b) Devlet memur ve görevlilerinin, milletine, manevi
değerlerine, anane ve örflerine saygılı ve hürmetkâr olmaları.
c) Devletin vatandaşlara karşı adil, koruyucu ve yol
gösterici olması.
Merhum Erbakan bu şekilde devlet-millet kaynaşmasını
anlatıyordu. Bu maddelere baktığımızda merhum Erbakan ın ne kadar şefkatli ve
kardeşliğe ne kadar önem verdiğini anlamaktayız. Hep Milli Görüş ün güçlenmesinden
korktular. Milli Görüş ün birleştirici ve kardeşliği ortaya koyan
söylemlerinden korktular. Korktukları Cumhuriyet in kazanımları değildi. Sömürü
düzeninin sona ereceğinin korkusuydu. Güçlü bir Türkiye, AB ve ABD nin
Ortadoğu daki sömürüsünün sona ermesi demekti. Erbakan Hocam şer güçlerinin
oyununu bozmak için vardı. Bir konuşmasında, İslam ve insanlık düşmanlarının
oyunlarını bozmak ve toplumu huzura kavuşturmak, hem bir siyaset işidir, hem de
ibadettir diyor. Çünkü İnsanların hayırlısı insanlara hizmet edendir
şeklinde İslami düşünüyor ve insanlığın saadeti için siyaset yapıyordu. Milli
görüşçüler olarak diyoruz ki; Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak kolaydı; ZOR
OLAN ERBAKAN OLMAKTI!