Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Erbakan Hocamız diyor ki: ‘‘İslam, bizim zamanımıza ve arzularımıza uymaya mecbur değildir. Herkes ve her şey, İslam’ın adalet ve saadet prensiplerine uymakla mükelleftir. Çünkü İslam; değişen ve gelişen bütün zaman ve mekânların ve her türlü ihtiyaç ve sorunların ilahi reçetesi ve kurtuluş çaresidir. Müslümanın ve sorumluluk sahibi inançlı bir insanın vazifesi: ‘Şu farzdır, şu haramdır. Şunlar günahtır, şunlar sevaptır’ diye konuşmak ve edebiyat yapmak değildir. Asıl görevimiz: İyilikleri yürütecek, kötülükleri önleyecek bir adalet düzenini kurup yerleştirmektir. Yani Cenab-ı Hak bize, ‘Faiz haramdır, alan da veren de günahkârdır’ diye konuşmamızı değil, faiz sistemini değiştirmemizi emretmektedir. Bakınız, “Faiz haramdır, günahtır’ şeklinde papağan gibi milyonlarca kere tekrarlanan sözler, vaazlar, nasihatler, faiz oranını ve tahribatını artırmaktan başka bir netice vermemiştir. Hâlbuki ‘Faiz kaldırılmıştır” kararnamesinin mürekkebi 1 mg bile tutacak değildir…” Bu sözler; bir hakikati beyan ediyor. Beyan edilen “İslamsız saadet olmaz” hakikatidir. Adil bir düzenin kurulması, konuşmakla değil, cihatla mümkündür.
ŞİMDİ
Erbakan Hocamız diyor ki: “Şimdi maalesef bütün İslam âlemi ve özellikle Türkiye’miz, üstü açık umumi bir Siyonist sömürü ve sindirme hapishanesine çevrilmiştir. Ve ülkemiz, bir nevi esir kampı görünümündedir. Bu nedenle farklı din ve düşünceden bütün insanlarımızın, gerçek bir huzur ve hürriyete, refaha ve saadete ulaşması için, ilmi ve insani ölçüler içerisinde her türlü cehdü gayreti göstermek, İslamiyet’imizin ve insaniyetimizin bir gereğidir. ‘Siyaset bizi ilgilendirmiyor’ demek; ‘Kur’an’ın yarısı ve insanlığın sorunları bizi alakadar etmiyor’ demekle aynı anlama gelir. Kur’an’ın prensipleri, Müslümanların ve insanlığın problemleri, kendilerini ilgilendirmeyen kimselerin; şefkat, merhamet, huzur ve hoşgörüyle alakalı sözleri sahtedir. Böyleleri ya İslam’ı tam bilmeyen ve Kur’an’ı incelemeyen gafil ve cahil kesimlerdir. Veya bile bile gerçekleri ve kulluk görevlerini görmezlikten gelen kötü niyetli kimselerdir.
Cenab-ı Hakk’ın, şer cephesine ve şeytan ekibine, bizden daha çok maddi imkân ve eleman vermesi, inananlar için bir nevi rahmettir. Çünkü böylece, daha dikkatli olmamız, daha çok çalışmamız ve neticede daha büyük şeref ve sevap kazanmamız murat edilmiştir.” Erbakan Hocamızın bu sözleri, üzerimizdeki cihat görevinin önemini ve zaruretini ortaya koymaktadır.
HER ŞUURLU MÜSLÜMAN
Erbakan Hocamız diyor ki: “Her şuurlu Müslüman kendisini: Hz. Peygamber Efendimizin Uhud’da diktiği nöbetçi yerinde görmeli, dünyalık heves ve hesaplarla görev yerini terk etmenin nelere mal olacağını devamlı düşünmelidir. Bir Hakk davaya makam ve menfaat düşüncesiyle girenlerin veya nefsi ve dünyevi hesaplarla yan çizenlerin; cehenneme atılmak için kendilerine başka günah aramaları gereksizdir. Cenab-ı Hakk’ın en sevdiği insan, kendi görevlerini en iyi şekilde yerine getirmekten ve şahsi hatalarını ve noksanlarını düzeltmekten, başkalarıyla uğraşmaya vakit bulamayan müminlerdir. Askerlikte, malum ve makbul eğitim süreci ve hizmet kademeleriyle, terfi ederek sadece orgeneralliğe erişilir. Ancak mareşal olabilmek için, mutlaka birkaç meydan muharebesini kazanmış olmak gerekir. Hak, daima üstündür. Zaman zaman Hakkı üstün tutan medeniyetlerin hâkimiyeti kaybetmelerinin sebebi, Hakkı üstün tutması gerekenlerin gereği gibi ve yeterince çalışmamalarıdır.” Bu sözleriyle Erbakan Hocamızın anlatmaya çalıştığı şeyin esası şudur. Bulunduğumuz ve imtihan olunduğumuz makamlar ve imkânlar emanettir, bunları şahsi çıkarlarımız, batıl kabullerimiz istikametinde kullanarak, emanetleri ehline vermeyerek, tecrübeyi yok sayarak murdar etmeyelim. Makamlar emanettir, bunlar gelip geçicidir. Bizim sahibimiz Allah’tır ve bu emanetler, davamız için kullanmamız gereken şeylerdir. Makamlarımızı davamız için değil, gelecek kaygılarımız için kullanır, emanetleri ehline vermezsek, hem kendimizi helak ederiz hem de peşimizden gelenler ile dava kardeşlerimizi helak ederiz. Her şuurlu Müslüman, buna dikkat etmelidir.
FATİH’İN İBRETLİK CEVABI
Erbakan Hocamız anlatıyor: “Trabzon’un Fethi ve Pontus’un devrilmesi sırasında, çok zahmetli dağ geçitlerini aşarken; Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun’un: ‘Ey oğul, onca mülkün sana yetmez mi? Bir Trabzon için bunca meşakkate değer mi?’ sözlerine karşılık Sultan Fatih’in cevabı; ‘Benim bütün bu zahmetlere katlanmam, yeni bir ülke daha fethetmek, mülkümü genişletmek ve kahramanlık göstermek için değildir. Allah’ın adalet hükümleri buralarda da uygulansın, buradaki insanlar da gerçek huzur ve hürriyetle tanışsın ve böylece benim kulluk görevimde bir eksiklik kalmasın ve bunların hesabı benden sorulmasın diye katlanıyorum’ olmuştur.” Buradan çıkarılacak ders, cihat, makam ve mevki için değil, bütün insanlar saadet bulsun diye yapılır.
İKİ DÜZEN
Erbakan Hocamız diyor ki: “Kur’an-ı Kerim’de iki tane nizam vardır. Bir ‘Genel İnsanlık Nizamı’. Bu genel insanlık nizamında müsaade edilenler var, yasak edilenler var. Yasak edilenler nedir; adam öldürmek, yalan yere şahitlik etmek, çeşitli ahlaksızlıklara yönelmek, ırz ve namusa tecavüze yeltenmek; bütün bunların hepsinin ve her din için eşit oranda cezası vardır. Ama namaz kılmamışsa bunun bir cezası yoktur, çünkü bu Allah’la kul arasındadır. Ancak bu durumda Müslümanlar için tavsiye vardır, o da tatlı dille yapılacaktır. Namazını kılarsan yarın şu sevabı alırsın diye uyarılacaktır. Müslümanların yapacağı işlerin adı helal, yapmayacaklarının adı haramdır. Herkesin yapacağı işin adı Maruf, yapmayacağı işin adı Münker olmaktadır. İki ayrı sistem tarif edilmiştir. Maruf ve Münker’de ceza vardır. Çünkü herkesi bağlayıcıdır ve temel insan haklarıyla alakalıdır. Hangi dinden olursa olsun, adam öldürmeye kalkışırsanız, zina yaparsanız, yalan yere şahitlikte bulunursanız, hırsızlık yaparsanız cezasına katlanırsınız.” Bizim tek davamız, İslam’dır. Selam hidayete tabi olanlara…