Kitaplıkta arada bir gözüme iliştiğinde, içimden üzerine bir yazı yazmaya niyet ettiğim “Maktul Şairler” çalışması, aslında Cemil Çiftçi’nin tam bir “araştırıcı” kişiliğe sahip bulunduğunu çağrıştırdı. Son yıllarında, adeta Bayazıt Devlet Kütüphanesi’ni mesken tuttuğu sıralarda, öldürülmüş, katledilmiş şairlerin, sanatçıların, bilim adamlarının çokluğu dikkatini çekmenin ötesinde merakını da kışkırtmıştı. Anlattıkları üzerinde konuşurken, bunların toplanıp bir kitap haline getirilmesinin gerekliliği kararına varmıştık. Bir süre sonra kaynaklardan derlediklerinin en az üç cilt halinde bir hacme ulaşabileceğini belirtmişti. Ancak yayınevi sadece bir cilt olarak yayınlayabileceğini söylemiş ve öylece yayınlanmıştı (Maktul Şairler, Kitabevi Yayınları, İstanbul 1997).
Bu arada Cemil, bütün bir heyecan, merak, istek ve tutkuyla “Maraşlı Şairler”i kaynaklardan araştırarak toplamayı sürdürdü. Belirli bir düzeye getirdikten sonra, yayınlanması için Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi’yle görüşmek üzere gitti. O sırada Belediye Başkanı Ali Sezal’dı. Ne var ki, olumlu bir sonuç çıkmadı. Hatta görüşmeden çıktığında, kendi aralarında konuşanlardan birinin; “Yahu, Maraşlı değil, Elbistanlıymış” sözünü duymuş ve üzülmüş, ama bundan alınmamıştı. Daha doğrusu, öyle görünüyordu. Gerçekten Cemil, bu türden söz ve davranışlara karşı hoşgörülü bir ruha sahipti. Söz konusu çalışmasını “Maraşlı Şairler, Yazarlar, Âlimler” başlığı altında yayımladı (Kitabevi, İstanbul 2000). Sanırım bu çalışmasını da en azından üç ciltlik bir dizi olarak tasarlamıştı. Ne yazık ki, yayıncılık faaliyetinin güçlüğü, öteden beri adeta çözümlenemez bir sorun olma niteliğini sürdürüp geliyor. Kültürden, uygarlıktan söz ediliyor, ama bunların asıl kaynağı ve taşıyıcısı olan kitaba ve yayınlanmasına bir türlü imkân sağlanamıyor ya da bulunamıyor.
Bu vesileyle Maktul Şairler’den birinin şiirine yer verelim. Gümülcine doğumlu (1907), öğrenimini ve öğretmenliğini Türkiye’de yapmış, fakat yurt dışına çıkmak isterken öldürülen Sabahattin Ali’nin “Hapishane Şarkısı” şiirini okuyalım:
“Göklerde kartal gibiydim,
Kanatlarımdan vuruldum;
Mor çiçekli dal gibiydim,
Bahar vaktinde kırıldım.
Yar olmadı bana devir,
Her günüm bir başka zehir;
Hapishanelerde demir
Parmaklıklara sarıldım.
Coşkundum pınarlar gibi,
Sarhoştum rüzgarlar gibi;
İhtiyar çınarlar gibi
Bir gün içinde devrildim.
Ekmeğim bahtımdan katı,
Bahtım düşmanımdan kötü;
Böyle kepaze hayatı
Sürüklemekten yoruldum.
Kimseye soramadığım,
Doyunca saramadığım,
Görmesem duramadığım
Nazlı yârimden ayrıldım.
(age, s. 683)