Kritik zamanlar ve dönemlerde yaşananlar insana çok öğretici oluyor. İnsanların psikolojileri o zaman kendini ele veriyor. Bizim kuşağımız birçok deneyimden geçti geçmesine ama ne yazık ki körlükler, duyarsızlıklar iyice baskınlaşmış olduğundan deneyimlerden de pay alınamıyor. Türkiye İsrail arasındaki gerilimde Sayın Cumhurbaşkanı'nın kimi çıkışlarına verilen tepkiler, bize geçmişte yaşananları da anımsatıyor. İsmail Heniyye’nin şehadeti ile Siyonizm gerçek yüzünü yeri gelince gösterdi. Örneğin Cumhurbaşkanı’nın fotoğrafıyla Saddam Hüseyin’in son dönemdeki pejmürde, perişan fotoğrafları yan yana getirildi. Bu tehdidin asıl ilginç yanı Saddam’a karşı geçmişte yapılmış iş birliğinin acı bir faturası gibidir. 1 Mart tezkeresi anımsanırsa ne demek istediğimiz anlaşılır. O zaman emperyalizm ile iş birliğine gidilirken kendi dünyamız için ne bedellere mal olduğu bilinir. Başta ülkemiz ve coğrafyamız bu bedelin ceremesini çekiyor. Ağır bir şekilde. Bir türlü belini doğrultamıyor ülkemiz. Siyonizm’in bu bakışında önemli birçok gönderme bulunuyor. Saddam’ın devrilişinde Siyonizm’in ve emperyalizmin iş birliği daha belirginleşiyor. Bizler o zaman da bunu yazdık, feveran ettik, çırpındık, ancak kendimizi, derdimizi anlatamadık.

Bölgemizdeki o savaşlarda iç çatışmalar, kesimlerin kimilerinin bertaraf edilmesi, iş birliği yapılabileceklerle el tutuşu bizi bugünlerin çıkmazlarına sürükledi. Bir zalim bertaraf edilirken asıl zalim ve onların güçleri bölgeye iyice çöreklenmiş oldu. Saddam’ın izbe bir yerden çıkarılışının fotoğrafıdır o. Hatta daha da önemlisi Saddam indirilir indirilmez O’nun İsrail’i hedef gösteren heykelinin boynuna ipler bağlanarak indirilmesi karesi gözlerimizin önünde, belleklere kazınmış durumda. Geçenlerde bu iki fotoğraf bir arada paylaşılırken o heykel de paylaşıldı. Bunlar rastlantı değildir.

Dönemin başbakanının onlarla birlikte olması övünçle karşılanmıştı. Bize ait olmayan, yanlış yönlendirmelere neden olan günün yaklaşımlarındaki tuhaflıkların ağır birikimleriyle bugün yüz yüze bulunuluyor. “Üçüncü dünya ülkeleriyle değil, birinci sınıf dünya ülkeleriyle birlikte olma”, “Bölge artık İsrail ile değil Türkiye ile yönetilecek.”, “Emeviye Camii'nde Cuma namazı kılınıp şeriat devletinin ilanı” gibi hayali yaklaşımlar zirve yapmıştı. Bu söylemlerin, sloganların önünde durulamıyordu.

Gerçekçi olmayan bu yaklaşımların başımıza nelerin getirdiğini yaşayarak görüyoruz. O zaman bunların bir karşılığının olmadığını ısrarla belirttik. Bugün de çırpınıyor ve belirtiyoruz.

Saddam’ın akıbetiyle anımsanmak dramatik ve acı bir durum. O zaman amaçlanan neydi, neler elde edildi? Bunun bir getirisinin olmadığı zaten biliniyor. Ya götürüsü, asıl buna bakılmada yarar var.

Muammer Kaddafi’nin akıbeti de bu sorumluluktan ya da düşülen yanlışlıklardan soyutlanamaz. Kaddafi ile birlikte de anılınırsa bundan şaşılmasın.

Bu şu anlama geliyor. Emperyalizm kendisine hizmet edenlere de yeri ve zamanı gelince acımıyor. Geçmişte kendilerine yapılan katkıları asla umursamıyor. Kendi amaçları için kullandıklarını kullanabilecekleri kadar kullanıyor zamanı gelince silkip atıyorlar.

Emperyalizmin tuzaklarını, hedef ve amaçlarını görmezlikten gelenlerin dramatik bir akıbetini gösteriyor bu fotoğraflar. Çünkü Saddam da emperyalizm ile birlikte el tutmuştu. İran’a karşı açılan savaş tam sekiz yıl sürmüş, her iki ülkenin ekonomisi büyük zararlar görmüş, milyona yakın insanı ölmüş ve büyük tahribatlar olmuştu. Bundan akıllanılmamış Kuveyt’e girilmişti. İşte o zaman o son ile bitmişti Saddam’ın hayatı.

Medeniyet ve düşünce bilinci insanın koruyucusudur. Bilgi ve sezgiden yoksunluk ise ne yazık ki insanın bakış alanını daraltıyor. Bunun en yakını, hâlâ yaşanmaya devam eden çıkmazın “Arap Baharı” denen dalgadır.